Örnek Resim

Anasayfa > EMEKÇİLERDEN > Soma’dan Sonra Ermenek’te de Maden Katliamı…

Soma’dan Sonra Ermenek’te de Maden Katliamı…
Son Güncellenme : 09 Kas 2014 22:41

Kalmadı Artık, Daha Sabrımız Yok!

 Soma’da yüzer yüzer öldük, sokak ortasında üst mercilerden tokat yedik… Soma’da ölülerimiz çıkmadan ailelerimiz gözaltına alındı. İkinci haftasına girdi (28 Ekim 2014) Karaman Ermenek’teki Has Şekerler Madencilik Limited Şirketi’ne ait linyit kömür ocağında 18 işçi yerin 350 metre altında yeraltı sularının ocağı basması sonucu halen kandilerine ulaşılamadı.

Madenciler nasıl güneşe hasretse ailelerimiz de dayanışmaya mücadeleye hasret bırakıldı. Ama artık mücadeleyi körükleyecek bir derneğimiz ve madenci arkadaşlarını yalnız bırakmayan işçiler var. Kınık’tan yola çıkan Maden İşçileriyle Dayanışma ve Mücadele Derneğini kuran işçiler, arama kurtarma ekibinden çok polis ve jandarmanın beklediği Ermenek’te yaşadıklarını Yürüyüş’e anlattı.

 Yürüyüş: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Gökhan Ayaydın: Ben Gökhan Ayaydın. Yaklaşık 9 yıldır maden işçisiyim. Yani İzmir Kınık’ta bir derneğimiz var… Soma faciasından sonra Kınık’ta Maden İşçileriyle Dayanışma ve Mücadele Derneğimizi açtık. Derneğimiz adına Karaman’a gidelim görelim, ne gibi çalışmalarla, nasıl bir durumda can vermişler arkadaşlarımız. Yahut da kurtarma çalışmaları oluyor mu olmuyor mu, aileler ne durumda, nasıl yardımcı oluruz diye gittik.

Yürüyüş: Ciddi anlamda engelleme vardı yol boyunca, hem basına, hem Halk Cephesi’ne yönelik engellemeler oldu. Siz nasıl girdiniz maden bölgesine?

Gökhan Ayaydın: Biz de maden işçisi olduğumuz için girebildik. Kaza gününden iki gün sonra ordaydık. Sabaha karşı saat 04.30’da… Gittiğimizde insanlar perişan durumdaydı… Sivil toplum örgütleri, çadır filan yoktu… Bir Kızılay vardı. Onda da zaten bir yemek çadırı kurmuşlar, bir de bayanlar yatıyordu çadırın birinde… İnsanlar tamamen dışarıdaydı, soğukta yatıyorlardı… Sabah açılmaya başladı. Saat 09.00 sıralarında bakanlar gelmeye başladı… Polisler, güvenlikler, barikatlar arttırıldı. Gazetecileri pek yaklaştırmıyorlardı. İlk girdiğimizde kimse yoktu. Hani bakanlar filan gelmeye başlayınca, güvenlikler çoğalınca fotoğraf çekerken bizi de sıkıştırmaya başladılar. Belli bir süreden sonra çıkardılar… Madenin kendi içinde su çektirme çalışması ve yahut bir tahkimat çalışması yoktu.

Yürüyüş: Arama kurtarma çalışmaları nasıl yapılıyordu? Göründüğü kadarıyla madende çok ilkel koşullarda çalışmalar yapılıyor. Bir madenci olarak orayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gökhan Ayaydın: Zaten çağımızın madenleri gibi değil. İlkel yöntemlerle kömür alınıyor… Vagon sistemiyle… Düşük maliyet, çok işçilik, düşük maliyet, yüksek kazanç… Amaç burada tamamen bu… Gittiğimizde onu gördük. Artı söyleşimin ilk başında söylediğim gibi iki gün sonra ordaydık. İki gün sonra orada olmamıza rağmen ağaç tahkimat filan kesinlikle yoktu orada… Göçük olmuş, 15 metre su çektirdikten sonra 16. metrenin göçük olduğu fark edildi ama ağaç tahkimat yoktu. Ağaç tahkimat olmadığı için herhangi bir kavalama ya da direk filan da kurulamadığı için yaklaşık bir gün beklendi ağaç tahkimatın gelmesi…

Yürüyüş: Peki normalde madende olması gereken, stoklanması gereken bir şey değil mi bu?

Gökhan Ayaydın: Yani zaten ağaç tahkimat üzerine çalışan bir ocak… Yani ağaç tahkimat olmaması çok ilginçti… Diğer günleri bilemediğim için kendi kendime düşünüyorum… Acaba aşağılarda hiç mi tahkimat yok? Daha önce ne kullanıyorlardı? Bunlar merak konusu. Yani bir şey diyemeyeceğim. Kısacası ağaç tahkimat yoktu, bir gün sonra traktörle getirdiler… Artık diğer madenlerden mi getirdiler nasıl getirdiler bilemeyeceğim…

Yürüyüş: Peki Taner Yıldız geldiğinde nasıldı durum? Herhangi bir çalışma başladı mı? Bir de çalışmayı yapanlar zaten yine maden işçileriydi değil mi?

Gökhan Ayaydın: Çalışmayı yapanlar oranın kendi madenlerinden, bir de Soma’dan İmbat Madencilik vardı 10 kişilik grup halinde. Çalışmayı yapanlar kendi madenlerinden. Diğer sivil toplum örgütlerinden de birileri vardı… Onlar da insanlara teselli veriyor. Taner Yıldız geldiğinde insanlar sitemlerini dile getirdi. Dediler işte “ağaç yok, iki gün geçmesine rağmen daha pompalarımız yok… Suyu neden çektiremiyoruz”

Bunu böyle sitemle dile getirince basını komple çıkardılar bu sefer. Taner Yıldız basınsız bir konuşma yaptı… “Siz bizden daha iyi bilemezsiniz. Biz biliyoruz bu işi. Biz bu işin güvenliğini okuduk. Biz biliyoruz bu işi. Siz ne zaman, nereye, ne yapacağımızı bilemezsiniz” gibi konuşmalar sergiledi tavırlı bir şekilde… Ondan sonra zaten insanları bir şekilde susturdu. Oradan bir işçi “bu kadar güvenliği biliyorsunuz da, siz yerin altında ne kadar kömürün olduğunu hiç yer altına girmeden biliyorsunuz da, bu suyu neden tahmin edemediniz?” dedi… Taner Yıldız sert söylemlerle ithamlarla bastırdı insanları. Baya bir atışmalar oldu.

Yürüyüş: Oradaki madende gittiniz gördünüz, aileler acılı bekliyorlar. Peki oradaki işçilerin çıkma şansı var mı? Yaşam odaları olsa kurtulurlardı deniliyor. Oranın betona dönüşebileceği söyleniyor.

Gökhan Ayaydın: Şimdi betona dönüşüyor dememizin sebebi yeraltında bir kil ve şılan dediğimiz kömür parçacıkları suyun akışıyla beraber karıştığı zaman donma özelliği var.. Ama yer üstüne kadar su dolmuş zaten…

Yaşam odalarını siz görmediğiniz için bilemiyorsunuz, ben de biraz anlatmakta güçlük çekiyorum. Kömürü öyle bir sistemle alıyorlar ki bırakın yaşam odasını teknolojiyle hiçbir alakası yok. Sadece bir vagon…

Ben küçükken çizgi filmlerde görüyordum böyle madenleri… Ben kendim 9 yıllık madenciyim, böyle bir maden görmedim. Tek bir motorla vagonu yukarı aşağı çekme sistemiyle çalışıyor… Madenin aylık maliyeti 250-300 TL elektrik parasıdır. İnsanların oradan çıkması imkansız ki yaşam odasından bahsediliyor. O teknolojinin orada olması imkansız.

Yürüyüş: Peki siz de sonuçta Soma’dan gelmiştiniz. Soma madenlerinde çalışan bir işçi olarak gelmiştiniz. Oradaki ailelerin size tepkisi, size bakışları nasıldı? Sizinle karşılaşmaları nasıl bir etki yarattı?

Gökhan Ayaydın: Biz belirttik orada Soma’dan geldik, sizin için buradayız, sizin için ne yapabiliriz diye. Bize “Sizin daha önceki acılarınızı biz biliyorduk. Siz buraya gelmiştiniz. Ama değişeceğini zannetmiyorum bu Türkiye’nin. Bu dağların komple altlarını yediler. Bu dağlar komple bizim ömrümüzü yedi” dediler.

Koskoca dağı yediler diye halk sitemli. Ama sitemli olsalar bile halk çalışmaya muhtaç. Çalışmaya muhtaç kesimleri kullanıyorlar. Bence oranın felaketi Soma’dan daha kötü. Artı devletle işçi arasında kapatmaya çalışıyorlar. Faşist sistem orada da ön planda.

Aileler çok gariban, onları baskıyla bastıracaklar… Soma’da az da olsa direnen işçiler vardı, burada temelli kapatacaklar. Çünkü bizi dışarıdan gelen, aydınlatan, arkadaşlar olmuştu. En azından bizi bilgilendiriyorlardı. Bunlar onu da engelliyorlar. Kimseyi, hiçbir Allahın kulunu içeri sokmuyorlar. Kimsenin girmesine izin verilmiyor.

Yürüyüş: Peki siz nasıl girdiniz bu kadar sıkı denetimin olduğu bu madene?

Volkan Çetin: Biz sabaha karşı 3.00-4.00 civarı orada olduk. Tabii maden işçisiyiz, bu kimliğimizi kullanarak Soma’dan yardıma geldik, ihtiyaçları vardı diye. Böyle girdik içeri. Normalde dışarıdan kimseyi sokmuyorlar, sadece bürokrat ve güvenlik güçleri var. Onun dışında da aileler var. Aileler de birbirine yakınlığı olan, akraba aileler. Mesela sabah ilk karşılaştığımız adamın iki oğlu içeride. Battaniyeye sarınmış sabaha karşı üzerine kırağı yağmış… Orada yatıyor, onları bekliyor… Sahip çıkan yok, ne ailelere sahip çıkıyorlar, ne de madende kalan işçilere… Aşağıdaki işçileri çıkarmak için de doğru düzgün, koordineli bir çalışma yok. Oradan yer altından çıkan bir işçi “ağaç malzeme lazım kurtarma ekibi için” diye bas bas bağırıyor. Bakan Faruk Çelik vardı o anda, Faruk Çelik’e “Bakanım insan canı mı önemli malzeme mi? Malzeme yok biz bu adamları nasıl çıkaracağız?” diye tepkisini ortaya koydu. 3 dakika sonra adamın koluna girdi 3-5 kişi, arabaya aldı, götürdü… Nereye götürdüler kim biliyor!.. Sabah 4’ten akşam 7’ye kadar meydandaydık biz, o adamın yüzünü bir daha görmedik. Nereye götürdüler adamı, nasıl susturdular… Ufak tefek direnmeye çalışan insanları da çok çabuk bastırıyorlar. Çünkü, destek yok onlara hiçbir şekilde, içeri de almıyorlar… Kötü yani, çok kötü durum…

Yürüyüş: Peki ailelerin tepkisi nasıl oldu sizi görünce? Sizlerin Soma’dan geldiğinizi öğrenince nasıl yaklaştılar?

Volkan Çetin: Biz sabaha karşı oraya vardığımızda aileler çadırın içinde oturuyorlardı. Bizi görünce sevindiler tabii, kendilerine durumu anlattık. Halkın Hukuk Bürosu’nu avukatlarımızı anlattık. Hiçbir şekilde kanmayın, dedik. Yani bizim başımızdan geçenleri onlara da anlattık. “Sizin üç beş kuruş cebinize sıkıştırıp kandırmak isteyecekler, hiçbir şekilde inanmayın” diye insanlara anlattık ama bilmiyorum. Geleni gideni de engelledikleri için insanların durumu biraz umut kırıcıydı. Sonuçta bilinçsiz insanlar, biz de öyleydik…

Yürüyüş: Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Bize, okurlarımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Volkan Çetin: Gitsinler, o insanlara sahip çıksınlar. Bir şekilde ulaşabilen insanlar gitsinler, insanlar çıksın. Yoksa insanlar çok bilgisiz, çok çabuk kandıracak o insanları devlet… Yine yazık olacak o insanlara, Soma’da çok insanı kandırdılar, bunları da kandırmasınlar.

 

 

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.