Warning: file() [function.file]: Couldn't resolve host name in /home/yuruyus/public_html/yuruyus-info.org/wp-content/themes/trendwebportal/functions.php on line 217

Warning: file(http://xml.altinkaynak.com.tr/altinkaynak.xml) [function.file]: failed to open stream: operation failed in /home/yuruyus/public_html/yuruyus-info.org/wp-content/themes/trendwebportal/functions.php on line 217
Doktor Che, Halkın Sağlıkçılarını Çağırıyor! | Yürüyüş Dergisi
Örnek Resim

Anasayfa > EMEKÇİLERDEN > Doktor Che, Halkın Sağlıkçılarını Çağırıyor!

Doktor Che, Halkın Sağlıkçılarını Çağırıyor!
Son Güncellenme : 28 Ara 2014 22:31

Doktor Che, Halkın Sağlıkçılarını Çağırıyor!

“Anlatmanın En İyi Yolu Yapmaktır” Halkın Sağlıkçılar Meclisi’nde Birleşelim!

Belki isteyerek seçtik, belki de hasbelkader sağlık emekçisi olduk. Doktoruz, hemşireyiz, diş hekimiyiz, psikiyatristiz, sağlık memuru, laboratuar, anestezi ya da radyoloji teknisyeniyiz…Her ne olursak olalım insanın beden ve ruh bütünlüğünü, gelişimini; yani sağlığını ilgilendiren bir mesleği yapıyoruz.

Sağlıklı yaşam hakkı, insanın en temel haklarından biridir. Ancak bu hak, her geçen gün yeni saldırı yasaları ve uygulamalarıyla gasp ediliyor. Biz sağlık emekçileri, bir taraftan mesleğimizin onuru, etiği için, bir taraftan sosyal ve ekonomik haklarımız için bir araya gelip mücadele ederken; öte yandan da parçası olduğumuz halkımız yararına, mesleki bilgi, birikim ve deneylerimizi sunmak durumundayız.

Mesleğe onur kazandıran mesleki bilgi ve birikimin halkın yararına kullanılmasıdır. Halkın yararını gözetmek, yoğun bir halk ve vatan sevgisiyle olanaklıdır. Bu sevgi halkın sorunlarıyla, yoksunluklarıyla, yoksulluklarıyla, acılarıyla daha derin ve gerçek bağlar kurarak somutlanabilir.

Elbette, hepimiz halk çocuklarıyız, halkın bir parçasıyız. Ancak, emperyalist kapitalist ideolojik hegemonya bizi bize yabancılaştırıyor. Öyle ki, ne hastayı insan olarak görebiliyoruz ne de yaptığımız işin güzelliğini, yararını, onurunu, etiğini düşünebiliyoruz… Kazanacağımız para, muayene ettiğimiz hasta sayısıyla belirlenen performans ölçütleri, ekonomik/sosyal refahımız, belki mesleğin başında varolan istek, heyecan ve ideallerimizi de öldürmeye başlamış… Bu bizim kötülüğümüzden, mayamızın bozuk oluşundan değil. Kapitalizmin her şeyi fiyat ve kar üzerine kuran anlayışından kaynaklanmaktadır. Biz, kişi olarak bu ideallere sahip olsak da dayatılan sağlık politikaları karşısında güçsüz düşüyor, direnemiyoruz… Bu yüzden birbirimize, halkımıza ve ideallerimize daha çok, daha sıkı tutunmalı, bir araya gelmeli, örgütlenmeliyiz. Farklı siyasi partilere oy veriyor olmak, başka başka dini inançlara sahip olmak, farklı milliyetlerden olmak, halkın sağlığı ve haklarımız için bir araya gelmemizin önünde engel değildir. Nasıl ki burjuvazinin kendi çıkarları için yasalar çıkardığı, kararlar aldığı meclisi, parlamentosu varsa, bizim de mesleğimiz ve halkın sağlığı için bir araya geldiğimiz, kararlar aldığımız, meclislerimiz olmalıdır.

Sosyalist olmayabiliriz ama sosyalizmin sağlık anlayışıyla bugün yenisömürge bir ülke olan Türkiye’de, Dünya Bankası talimatıyla belirlenen sağlık politikalarını ve yol açtığı sonuçları karşılaştırarak değerlendirebiliriz.

Bugün Türkiye’de hastanelerin üçte biri özeldir. AKP döneminde açılan hastanelerin %80’i özel hastanedir. SGK ödemelerinin %40’ı özel sektöre yapılmaktadır. Özel hastanelerdeki MR, tomografi gibi teknolojik cihaz sayısı, Üniversite Hastaneleri de dahil bütün devlet hastanelerindekilerden fazladır.

Sosyalizm yerli üretime dayalı bir toplumsal düzendir. Örneğin Küba bütün aşılarını kendisi üretir. Oysa kapitalist anlayışa göre yönetilen yeni sömürge Türkiye’de; 1980 faşizminin aşı üretim merkezini kapattığı gibi AKP de kuş gribi aşısı üreten birimi kapatmıştır.

Türkiye sağlık sistemi; sağlık tekellerinin kar etmesine uygun bir şekilde, tekelci bir dönüşüme sokulmuştur. Dünya Bankası’yla 1990 yılının eylül ayında yapılan Sağlıkta Dönüşüm’le ilgili borç proje anlaşmasıyla bu süreç başlatılmıştır ve AKP’yle devam etmektedir. AKP bu işin son taşeronudur. AKP döneminde, sağlık harcamalarında çok büyük bir artış gerçekleşmiştir. Sağlığa harcanan paranın bugün yaklaşık 60 milyar dolar olduğu söylenmektedir. Elbette bu harcamalar halkın sağlığı için değil, tekellerin kasalarına akıtılmak için yapılmaktadır. Önemli olan bu paranın nereye yöneldiğidir. Paranın yalnızca binde 8’i halk sağlığı harcamalarına ayrılmakta, yaklaşık %95’i ise ilaç ve hastanecilik yapan şirketlere gitmektedir. Kazanan ilaç ve tedavi hizmeti üreten sağlık şirketleridir. AKP sağlık şirketleri yaratmış, patronlara halkın sağlığı üzerinden para kazanabilecekleri ortamı sunmuştur. Türkiye’nin en büyük özel hastanelerinden birinin sahibinin Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan olduğu bilinmektedir.

Kapitalizmin sağlık politikası kâr üzerine kurulmuştur. Teşhisten tedaviye kadar en pahalı, “en kârlı sektör”lerden biri olarak görülmektedir insan sağlığı. Kapitalizmin sağlık politikasına göre hasta sadece parası alınacak “müşteri”dir. Oysa ki sosyalizmin sağlık anlayışı her konuda olduğu gibi kârı değil, insanı esas alır. Bunun içindir ki kârdan başka bir şey düşünmeyen kapitalizmin sağlık politikaları insanların hasta olmalarını önlemeye yönelik değildir. Koruyucu sağlık hizmetleri, kapitalizmin mantığına terstir. Zaten bu nedenle insanların hasta olmaları kapitalistlerin işlerine gelmektedir. Kapitalist sistemde sağlık politikası, önce hasta etmeye sonra ilaç satarak, hizmet satarak para kazanmaya göre şekillenmiştir. İnsanlık, çağımızın vebası olarak görülen kansere, çok kolaylıkla çözüm bulabilecek bir gelişim aşamasındayken, kanser hastalığı kapitalizmin kar anlayışı nedeniyle bir “sektör”e dönüştürül-müştür. Kapitalizm önce kanser eder… Sonra, kansere çözüm arıyor gibi yapar… Kanserden büyük kârlar sağlar..

Oysa Sosyalizm, kansere ya da hastalıklara yol açan nedenleri ortadan kaldırır! Hastaya para gözüyle değil, bir yaşamın kurtulması olarak bakar. Bir hastanın tedavi olmasını en temel haklarından birisi olarak görür ve sağlığın ücretsiz olmasını savunur.

İnsan sağlığı konusunda tüm dünyaya örnek olan, devrimden bu yana Amerikan ambargosu altında yoksunluklara mahkum edilen Küba’da, Kübalı doktorlar, dünya halklarının sağlığı için fedakarca ve insan sevgisiyle çalışmaya devam ediyorlar.

Küba, uluslararası ilk sağlık yardımını Şili’ye yapmıştı. Küba 1959’daki devrimden sadece bir yıl sonra, 1960 yılında gerçekleşen ve büyük bir yıkıma neden olan Büyük Şili Depremi’nden hemen sonra doktorlarını Şili’ye göndermişti. Daha sonra, Libya ve Irak’a değişik meslek gruplarından sağlık emekçisi gönderildi. Sonraki yıllarda da Cape Verde Adaları, Guinea-Bissau, Sao Tome, Ekvador Ginesi gibi yoksul ülkelere sağlık emekçisi gönderildi. Guyana, Laos, Jamaika, Vietnam gibi ülkelere de sağlık emekçisi gönderdi. Bugüne kadar yaklaşık 100 ülkeye sağlıkçılarla birlikte sağlık yardımı gönderen Küba, bu ülkelerin bir çoğunda da hastanelerin, tıp fakültelerinin kurulmasına yardım etti. Onlarca ülkeden on binlerce öğrenci de Küba’da sağlık eğitimi aldı. Bu bir ideolojik şekillenmenin, anlayışın ifadesidir. Bu ideoloji insan onurunu, insani değerleri, emeği temel alan sistemi, sosyalizmin erdemidir.

Muzaffer devrimci Ernesto Che GUEVARA’nın Küba Devrimi’nden sonra, 19 Ağustos 1960 tarihinde Küba milislerine Devrimci Tıp Üzerine yaptığı konuşmadan bazı bölümlerle çağrımızı yineliyoruz; halkın doktorları, halkın hemşireleri, halkın sağlık emekçileri olarak Halkın Sağlıkçılar Meclisleri’nde bir araya gelelim. Halkın sağlıkçıları olarak yoksul halkımızın yaşadığı mahallelerde ücretsiz olarak halkın sağlığıyla ilgilenmek için örgütlenmeleri büyütelim. Halkın sağlıkçısı olmak aynı zamanda meslek onurunu da korumaktır.

Bakın Che, örgütlü bir devrimci olarak kendisini dağlara çıkaran isyanının nedenlerini şöyle anlatıyor;

“… Gezimi önce bir öğrenci, daha sonra bir doktor olarak sürdürdüğüm için yoksulluğu, açlık ve hastalığı, parasızlık yüzünden bir çocuğu tedavi edememeyi, bizim Amerika’mızın mazlum sınıflarında yaygın olan sürekli bir açlık ve eziyetle perçinlenen ve bir babanın oğlunun ölümünü, önemsiz bir kazadan saymasına vardıran şaşkınlığı yakından tanıdım. İşte o zaman, benim için ünlü olmak ya da tıp bilimine önemli katkılar yapmak kadar önemli olan başka şeylerin de olduğunu fark etmeye başladım. O insanlara yardım etmek istiyordum…. Çok geçmeden temel bir şeyin farkına vardım: Devrimci bir doktor, ya da sadece bir devrimci olabilmek için, öncelikle bir devrimin söz konusu olması gerekiyordu. Tek başına gösterilen çaba, barındırdığı tüm temiz ideallere rağmen fayda sağlamaz. En soylu ideal uğruna tüm hayatını feda etme isteği, Amerika’nın bir köşesinde muhalif olunan hükümetlere ve ilerlemeyi engelleyen toplumsal koşullara karşı tek başına savaşılıyorsa, hiçbir amaca hizmet etmez…”

Che’nin tüm Amerika kıtasını baştanbaşa dolaşarak bilincine vardığı halk gerçeği, bu gerçeğin değiştirilmesi ödevini yüklüyordu doktor Che’ye…

“…Tam da bu noktada önümüzde duran sorunun temeline gelmiş bulunuyoruz. Bugün bir kişinin devrimci bir doktor, yani mesleğinin kendine kazandırdığı teknik, bilimsel donanımı devrimin ve halkın yararına kullanan biri olma hakkı, dahası sorumluluğu vardır. Bu noktada da bilindik soru tekrar karşımıza çıkıyor:

Bir kişi toplumsal refah için gerçekten nasıl çalışabilir?

Bir kimse, kişisel uğraşıları ile toplumsal ihtiyaçlar arasında nasıl bağ kurabilir?…”

Bu soru halkını ve vatanını seven, halkın yararını ve sağlığını temel alan biz sağlık emekçileri açısından da temel önemde bir sorudur. Ve bu sorunun cevabını Che aynı konuşması içinde şöyle cevaplamıştır.

“…Hastalıklara karşı yürütülecek mücadelenin temeli sağlıklı bedenler yaratmak olmalıdır. Ancak, bir doktorun hastalıklı organizma üzerinde yapacağı çalışmalarla değil, kolektif olarak toplumsal bütün üzerinde yapılacak çalışmalarla yaratılan sağlıklı bedenler olmalıdır. Bu nedenle tıp, hastalıkların önlenmesi için çalışan ve toplumu da bu tıbbi görevlere yönlendiren bir bilime dönüşmelidir. Tıp yalnızca, yaratmakta olduğumuz yeni toplumun becerilerini aşan cerrahi müdahaleler gibi acil durumlarda devreye girmelidir…”

Che doktorluğu ve doktorların şahsında sağlık emekçilerinin insanla, halkla ilişkilerini ise şöyle tarif ediyor;

“..Dünyada yaşanan tüm gelişmelere rağmen bir doktor her zaman hastasına çok yakındır ve onu ruhunun derinliklerine kadar bilir. Çünkü acıya müdahale edip onu dindiren ve toplum için büyük sorumluluk isteyen o paha biçilmez emeği sarf eden kişi doktordur..”

Ve yine aynı konuşmasında Che, sağlık emekçilerinin halkla bütünleşmesinde ve halkla derin ve gerçek bağlar kurarken dikkat edilmesi gereken önemli noktalara dikkati çekiyor;

“…Şimdi hepiniz diyeceksiniz ki “Hayır. Ben halkımı seviyorum. İşçi ve köylülerle sohbet etmeyi seviyorum. Pazar günleri şunu bunu görmeye, şuraya buraya giderim.” Bunları herkes yapıyor. Bunları geçmişte hayırseverlik işi olarak yaptık ancak bugün dayanışma için yapmalıyız. İnsanlara gidip “İşte buradayız. Size tüm yardımseverliğimizle bilim öğretmek, hatalarınızı, kültürsüzlüğünüzü, en temel konulardaki cehaletinizi göstermek için geldik” dememeliyiz. Aksine, araştırmacı bir anlayışla, büyük bir bilgelik kaynağı olan halktan öğrenmeye niyetli bir alçakgönüllülükle gitmeliyiz. O zaman, çok bilindik oldukları için birer parçamız ve düşüncelerimizin otomatikleşmiş kısımları haline gelen kimi kavramlar hakkında ne kadar yanıldığımızı fark edeceğiz. Kavramlarımızı, yalnızca genel, sosyal ya da felsefi olanları değil, bazen tıbbi kavramlarımızı da değiştirmeye sıklıkla ihtiyaç duyacağız. Hastalıkların her zaman büyük kent hastanelerinde yapıldığı şekilde tedavi edilmesi gerekmediğini fark edeceğiz. Doktorun aynı zamanda çiftçi de olması, yeni gıda maddeleri üretmesi ve örneğin yeni gıdaları tüketme arzusu yaratması, hem tarımsal hem de potansiyel olarak dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Küba’da bunca kısıtlı ve yoksul olan beslenme yapısını çeşitlendirmesi gerektiğini göreceğiz. Böyle durumlarda nasıl davranmamız gerektiğini, biraz pedagojik, bazen ise hayli pedagojik davranmamız gerektiğini göreceğiz

Ve son olarak Che’nin bundan 45 yıl önce Kübalı sağlık emekçilerine yaptığı seslenişle bitiriyoruz;

“…Sağlık emekçileri olarak bizler, eğer dayanışmanın bu yeni silahını kullanıyorsak, hedeflerimizi biliyorsak, düşmanımızı tanıyorsak, gitmemiz gereken doğrultuyu biliyorsak, geriye kalan tek şey her gün kat etmemiz gereken mesafeyi bilmektir. Bu mesafeyi kimse bize göstermeyecektir. Bu mesafe, herkesin bireysel yolculuğudur. Her gün yapacağı, kişisel deneyimlerinden edineceği ve halkın refahına adadığı mesleğini icra ederken kendinden katacağı şey budur. Artık geleceğe yürüyüşümüz için gerekli olan her şeyi bildiğimize göre, Marti’nin öğütlerine bir kez daha kulak verelim….: “ANLATMANIN EN İYİ YOLU YAPMAKTIR.”

ONLARDAN  ÖĞRENMELİYİZ

Ülkemizin de Doktor Kevserler’i, Ercan Gündoğdular’ı, Kalenderler Kayapınarlar’ı’i, Ayşenur Şimşekler’i, İlginç Özkeskinler’; Hemşire Fidan Kalşenler’i, Ayşe Baştimurlar’ı, Fatma Ersoylar’ı, Gülseren Beyazlar’ı’, Makbule Sürmeliler’i, Necla Çavumirzalar’ı, Zehralar’ı, Hüsniyeler’i , Satı Taşlar’ı, Tülay Korkmazlar’ı var. Onlardan öğrenelim. 

ONLARDAN  ÖĞRENMELİYİZ

 Dr. Kevser Mırzak, Ercan Gündoğdu, Kalender Kayapınar, Ayşenur Şimşek, İlginç Özkeskin, Hemşire Fidan Kalşen, Ayşe Baştimur, Fatma Ersoy, Gülseren Beyaz, Makbule Sürmeli, Necla Çavurmirza, Zehra Öncü, Hüsniye Aydın, Satı Taş, Tülay Korkmaz


 

 Eda Yüksel’i Mücadelemizde Yaşatıyoruz

Halkın Mühendis Mimarları, kendisi de elektrik mühendisi olan devrim şehidi Eda Yüksel’i 21 Aralık’ta mezarı başında andı. Sarıyer mezarlığında yapılan anmaya 23 kişi katıldı. Anma günü TAYAD’lılar ve Halkın Mühendis Mimarları Sarıyer mezarlığında toplandılar. Eda Yüksel nezdinde tüm devrim şehitleri için 1 dakikalık saygı duruşu ile başlayan anma Halkın Mühendis Mimarları adına yapılan konuşmayla devam etti. Yapılan konuşmada: “ Mühendislik mesleğini devam ettirmek yerine yoksul milyonların kurtuluşu için mücadele etmeye karar verdi Eda Yüksel. Kuşatıldığı üste teslim olmak bir yana faşizmin ölüm mangalarına meydan okudu ‘varsa cesaretiniz gelin’ diyerek. O günden beri bizlere birçok şey anlatıyor bu cümle. Düzenle uzlaşmamayı, teslim olmamayı anlatıyor… Zaferi kazanana kadar yeni direnişler yaratacak, Eda Yüksel’lerin teslim olmama geleneğini bedeli ne olursa olsun yaşatmaya devam edeceğiz” denildi. Halkın Mühendis Mimarlarının konuşmasının ardından TAYAD adına konuşan Mehmet Güvel, Eda Yüksellerin 16-17 Nisan 1992’de İstanbul Çiftehavuzlar’daki direnişini anlattı. Yapılan konuşmalardan sonra Kahraman Altun’un “Kavgamın Çırağı Olmak İsterim” ve “Neslime Armağanımdır” şiirleri okundu. Şiirden sonra anmaya katılanlarla birlikte “Varsa Cesaretiniz Gelin”, “İstanbul Şafakları” ve “Bize Ölüm Yok” şarkıları söylendi. Mühendis, mimarlar şehitler için anma ve aile ziyaretlerinin devam edeceği belirtildi.

Eda YÜKSEL: 1962 Artvin Borçka doğumluydu. Devrimci mücadele ile lise yıllarında tanıştı. Hayatı boyunca DEV-GENÇ’li oldu. Elektrik Mühendisleri Odası’nda devrimci faaliyete devam etti ve yönetim kurulunda görev aldı. Şehit düştüğünde Devrimci Sol üyesiydi ve bir üssün kurumlaşmasında görev yapıyordu.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.