Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Bilgi güçtür: 10 Soruda Tarım Sorunu

Bilgi güçtür: 10 Soruda Tarım Sorunu
Son Güncellenme : 28 Ağu 2016 11:57

Tarihten, bilimden,önderlerimizden, geleneklerimizden öğrendiklerimizle güçleneceğiz

10 Soruda Tarım Sorunu

1-) Ülkemizde tarım nasıl yok edilme aşamasına  getirilmiştir?

Özellikle 1980 sonrası dışa bağımlı geliştirilen IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların dayatmaları ile şekillenen tarım politikalarıyla köylü ve üreticiler borç batağı içinde tutularak adım adım toprakları elinden alınmış, topraklar büyük toprak tekellerine satılmıştır.

Tarım alanlarında her sene kullanımı daha da artan sadece bir kez ekilebilen, kimyasal gübrelerle, yerel bitki örtüleriyle uyuşmayan yeni bitki türlerince, genetiği değiştirilmiş tohum ve bitkilerle, toprağın tüm verimliliğini kısa sürede alan üretim teknikleriyle tarım alanları tahrip edilmektedir. Çevre kirliliği yaratan üretim teknolojileri kimyasal maddelerin kullanımı, zehirli atıkların çeşitli yollardan tarım alanlarına yayılması, tarım alanlarının yapılaşmaya açılması vb. nedenlerden ve izlenen tarım politikalarının emperyalizmin çıkarlarına göre belirlendiğinden ülkemizde tarım yok edilme aşamasına gelmiştir.

Bunun içindir ki, tarımla uğraşan köylü-çiftçi şehirlere göçmek zorunda bırakılıp buralarda ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda kalmışlardır.

 

2-) Emperyalizmin yeni-sömürgesi olan ülkemizde tarım politikası nedir?

Ülkemizde tarım politikasını belirleyen emperyalizmdir. Neyin ne kadar ekileceğini ya da ekilmeyeceğinin onlar belirlerler. Bunun içindir ki, ülkemizde rahatlıkla ekilebilen (buğday, şeker pancarı, çay, fındık, sebze ve meyve) tarım ürünlerinde de dışa bağımlı hale getirildik.

Tarımdaki emperyalist politikalar nedeniyledir ki, köylüye yardımlar kesilmiş, on yıllardır Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT’ler – Tekel Et ve Balık Kurumu, Türkiye Süt Endüstrisi, Türkiye Şeker Fabrikası, Çaykur, Türkiye Gübre Sanayi vb.) özelleştirilmiştir. Bu da köylüye büyük bir yıkım olmuştur.

Köylünün elindeki topraklar zorla gasp edilmiştir. Topraklarımız ya tekellere satılmış ya da çoraklaşmaya terk edilmiştir. Köylüye geriye iki şey bırakılmıştır. Bunlar da şehirlere göç edip, ucuz iş gücü olarak çalışmak veya mevsimlik tarım işçisi olarak meyve, çay, fındık bahçelerinde çalışmak.

Bu tabloyu yaratan emperyalizmdir.

 

3-) Emperyalist  politikaların tarımda yol açtığı sonuçlar nelerdir?

Köylü ve üreticiler her geçen gün artan üretim masrafları ve GDO’lu, melezleştirilmiş tohumlara olan bağımlılığın zorunluluğunun artmasıyla tefecilere, aracılara, bankalara borçlandıkça iflas edip, kayıt dışı çalışan mevsimlik tarım işçisine ve topraksızlaştıkça hem kırda, hem de kentte ucuz işgücüne dönüştürüldüler.

Tarım alanlarında sanayileşmeyle birlikte, tarım alanlarının taş, maden, altın ocaklarının açılmasıyla topraklarımız kirletilip zehirlendi. Ulaşıma-yapılaşmaya açılmasıyla birlikte, tarım alanları bitme aşamasına getirildi.

İzlenen tarım politikalarıyla örneğin, buğday ihraç eden bir ülke iken bugün ithal eden bir ülke durumuna geldik. Bu, diğer ürünler için de geçerlidir.

Sonuç itibariyle, emperyalist politikaların sonucunda tarımda üretim emperyalist tekellerin denetiminde olunca, halk için temel gıda maddelerinin üretilmediği ve bir tarım ülkesi olan ülkemizin tarımda dışa bağımlı bir ülke haline getirildi.

 

4-) Ülkemizde köylünün-çiftçinin durumu nedir?

“Çiftçinin-rençperin karnını yarmışlar, içinden borç senetleri çıkmış.” Bu söz; köylüler, çiftçiler arasında on yıllardır söylene gelen bir sözdür. Ve köylülerin-çiftçilerin halini özetlemektedir.

Ülkemizde köylü ve çiftçi gırtlağına kadar borç içindedir. Bir yıl sonraki hasadı bile ipotek altında olan köylü ve çiftçiler ürettikleri ürünlerini maliyet fiyatına bile satamamakta, bankaya, tefecilere borçlu olup, köleler haline getirdiler. Kayıt dışı çalışan tarım işçisi durumuna getirildiler. Dedesinden, babasından kalan toprakları satmak zorunda bırakıldılar.

Artan mazot fiyatları, elektrik ve sulama için ödenen paralar, taban fiyatlarının düşük olması vb. nedenler köylüyü, çiftçiyi bitme noktasına getirmiştir.

Köylü ve çiftçiler, gün geçtikçe yoksullaşmakta, topraksızlaşmakta ve ucuz iş gücüne dönüşmektedir. Ülkemizdeki köylü ve çiftçilerin durumunu 307 maden işçisinin katledildiği Soma maden ocağında çalışan bir işçi şu sözlerle özetliyor:

“… Sebze ve meyveyi kabzımallar bedavaya alıyorlar. Biz de bunları ekmiyoruz ve sadece tahıl üretimi yapıyoruz. Eskiden herkes tarlası ve hayvanıyla on kişiyi beslerdi. Şimdi kazancımız bir kişinin bile karnını doyurmuyor. Onun için bugün madende çalışmaya mecburuz.” (Soma İçin Adalet Komitesine Mağdurların Verdiği Beyanlar)

 

5-) Tarım alanlarının yok edilmesi nasıl olmuştur?

Ülkemizdeki tarım alanları, iktidar partileri değişse de değişmeyen ve sürekli olan emperyalist politikalar sonucu, adım adım yok edilmiştir. Kırlarda yapılan HES’ler, barajlar, maden ve taş ocakları ile, şehirlerdeki tarım arazilerine hızla artan yapılaşma, yollar, sanayi tesislerinin tarım bölgelerine yakın kurulması sonucu sanayi artıklarının nehirlere, göllere aktarılması sonucu (Ergene nehrinde olduğu gibi) toprağın, ürünlerin, zehirli, kanserojen maddelerle kirletildiğini görüyoruz. Kurulan termik santraller ve kurulacak nükleer santraller aracılığıyla tarım alanları yok edilmiştir.

2B adıyla bilinen “Orman vasfını yitirmiş araziler” hakkındaki yasa ve “Zeytin Yasası“nın değiştirilmesi, acele kamulaştırma kararları, çıkan yasalar vb. hepsi bir bütün olarak tarım alanlarının imara açılmasına ve yok edilmesine hizmet etmiş ve tarım alanlarının bitirilmesinde önemli rol oynamıştır.

 

6-) Tarımda yerli  ürünlerin üretiminin  yasaklanması nedir?

Emperyalizmin isteği doğrultusunda, yerli ürünün üretilmesinin önüne çeşitli engeller getirirler. “Hastalık, aşırı ilaç kullanımı” gibi gerekçelerle yerli ürünlerin üretimine sınırlandırma getirilip ya da bu ürünlerin ekimi yasaklanarak satışları kontrol altına alınmaktadır. “Fındıkta hastalık var” gerekçesiyle fındık üretimi kısıtlanarak kimi yerlerde ve fındık ağaçlarının sökülmesi istenir. Bu örnek başka başka ürünler için de geçerli olabilmektedir.

Bu şekilde yapılan yasaklamalarla hem yerli tohum kullanımının önüne geçilip ithal GDO’lu ve hibrit tohumların kullanımının zorunlu hale getirilip, hem de “hastalık”, “aşırı ilaç kullanımı” gerekçeleriyle ithalatın önü açılmaktadır.

Ülkemiz tarımda dünyanın “kendine yetecek kadar üretim yapan” 7 ülkesinden birisi iken yerli ürünlerin yasaklanması ve diğer izlenen emperyalist politikaların sonucu tarım ürünlerini ithal eden ülke durumuna getirilmiştir.

 

7-) Tohumculuk Yasası ve Alternatif Ürün nedir?

21 Ekim 2006’da AKP iktidarının çıkardığı tohumculuk yasası ile köylünün-üreticinin yerli tohum kullanması ve üretmesi yasaklanırken GDO’lu tohumların sadece bir ürünlük kullanılan hibrit tohumlarının kullanımı serbest bırakılmıştır. Bu şekilde köylü ve çiftçiler tohum tekellerine muhtaç hale getirilmiştir.

Tohumculuk yasası ile emperyalist tekellerin hâkimiyetlerinin önü açılmaktadır.

“Alternatif ürün” mevcut ürünleri yok etmekte en sık kullandıkları bir yalandır. “Alternatif ürün” pamuk, mısır vb. geleneksel tarım ürünlerinin yerine emperyalist tekellerin çıkarlarına uygun olan ürünlerin ekilmesidir. Yeni ürün demek ona uygun gübre, ilaç, tohum da demektir. Her anlamda tekellere olan bağımlılığın daha da kalıcılaşması demektir.

 

😎 Taban fiyatı nedir?

Taban fiyatı her yıl toplanan ürün başına belirlenmiş fiyatlandırmadır. Örneğin 2014’ün buğday taban fiyatı 0.75 liradır. Taban fiyatı ile o yıl boyunca satılacak ürünün fiyatı belirlenmektedir.

Taban fiyatı belirlenirken, köylünün fikri sorulmaz. Çoğunlukla belirlenen fiyatta, köylünün bir yıllık emeği, harcamaları düşünülmez. Bu fiyatlamayla köylü emeğinin karşılığını alamazken, aracılar, tefeciler, köylünün yararına olmayan kooperatifler ve tekeller kazanmış olur. İstisnasız tüm ürünlerde bu böyledir.

 

9-) “Tarım Reformu”  nedir? 

“Tarım Reformu” öz itibariyle işbirlikçi iktidarlar aracılığıyla emperyalizmin ülkemiz tarımını tasfiye edip ele geçirme programının bir ayağıdır. 24 Ocak 1980 IMF kararları ve sonrasında IMF ile yapılan anlaşmalar ve Avrupa Birliği’nin 2004’teki ilerleme raporunun ön gördüğü politikalarla “tarımda reform” adıyla hayata geçirilmektedir.

Tarımda reform demek, tarım alanlarının yok edilmesi, tarım ürünlerinin emperyalist tekellerin isteğine göre belirlenmesi, kısacası emperyalist tekellerin tarım politikalarının uygulanması demektir. Yoksa köylünün, en genelde halkın yararına bir reform yoktur.

 

10-) Köylü meclislerini kurmanın önemi nedir?

Milyonlarca köylü-üretici kooperatifler, odalar gibi örgütlenmeler, çeşitli üretici birliklerine üye olsalar da buralarda söz ve karar hakları yoktur. Bu kurumlar, örgütlenmeler daha çok düzen partilerinin, büyük toprak sahiplerinin denetiminde olup oy ve rant kapılarıdır.

Milyonlarca köylü ve üretici örgütsüz ve sorunları ortaktır. Mücadele gelenekleri zayıf da olsa bir mücadele dinamikleri vardır. Ki son dönemdeki taş ocakları, HES vb’leri için yapılan eylemlerde bu ortaya çıkmaktadır. Örneğin, zeytin ağaçlarının kesilmesine karşı çıkan Yırca köylülerinin direnişi gibi… Örnekler tekil olarak gözükse de toprakları, suyu, bağ ve bahçeleri, gelecekleri için bir araya gelebilmekte, direnmektedirler.

Köylü Meclisleri, köylülere yönelik tek tek bu saldırılara karşı direnişleri örgütlemek başta olmak üzere köylü ve üreticilerin tüm sorunlarına çözümler üreteceği ve alınan ortak kararları hep beraber hayata geçirecekleri kendi öz örgütlenmeleridir.

Köylü meclisleri; köylü ve üreticilerin geçmişten gelen yardımlaşma, dayanışma, paylaşma kültürlerinin devamıdır.

Köylü meclisleri; köylü ve üreticilerin dostunun düşmanının kimler olduğunu ve saldırıların neler olduğunu, buna karşı neler yapılabileceğini gösteren örgütlenmelerdir.

Tüm köylüler, toprağına, geleceğine, emeğine sahip çıkabilmek ve saldırılara karşı mücadele edebilmek için köylü meclislerinde örgütlenmelidir.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.