Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Bilgi güçtür: 10 Soruda Tembellik

Bilgi güçtür: 10 Soruda Tembellik
Son Güncellenme : 20 Ağu 2016 18:09

Tarihten, bilimden,önderlerimizden, geleneklerimizden öğrendiklerimizle güçleneceğiz

 1-) Tembellik nedir?

Tembellik iş yapmamak, çalışmamak, çabalamamak, emek harcamaktan kaçmaktır. Yapılması gereken bir işi yaparken yani bir görevi yerine getirirken gösterilen yavaşlıktır. Tembellik kapitalizmin yarattığı bir hastalıktır. Tembel insan sorumluluk almak istemez, çünkü daha çok emek harcaması gerektiğini bilir. Tembellik asalaklıktır. İhtiyaçlarını karşılayacak üretimi yapacak kadar çalışmak yerine, elinden gelenin azını yapmak, rahatına düşkün olmaktır. Tembellik hayatı sahiplenmemek, kendiliğinden bir yaşam sürmektir. İş yapmayı sevmeme, yani tembellik ideolojik bir sorundur.

Tembellik, kişinin diğer insanları umursamadığı bir yaşam tarzında görülür. Yani kişi bireyselliği bencillik düzeyinde yaşıyorsa; işlerinden kaytararak, verimli çalışmayarak üretimde bulunmaz veya az bulunur. Liberal kapitalist sistem, kişileri kendi çıkarları için çalışmaya motive eder. Ürettiğinin büyük bölümünü patronun yiyeceği bir iş için işçi, yeterli çalışma motivasyonu bulamaz. Oysa gerçek bir sosyalist düzende üretimin paylaşımı, emekçilere daha fazla yansıyacağı için motivasyon daha yüksek olabilecektir. Kapitalist toplumda tembelliğin aşağılanması, burjuvazinin ekmeğine yağ sürülmesini engellediği içindir. Toplumsal işbirliğinde herkesin çalışması gerektiğine dair ahlaki bir sorumluluk gereği değil, işçiler fabrikada daha fazla banknot bassın diye tembellik hor görülür.

 

2-) İnsanlar neden tembel olurlar?

Umutsuzlaşan, hayata dair bir amacı, hedefi ve beklentisi olmayan insanlar azimlerini kaybederek tembelleşirler.

Kapitalizmin yarattığı yabancılaşma, tembelliğin nedenlerinden birisidir. Yine burjuva ideolojisinin neden olduğu bireyci yaşam tarzı tembelliğin nedenidir. Bir de çalışmaya ihtiyaç duymayacak kadar zengin olanlar vardır. Bunlar başkalarının sırtından geçinip zevki-sefa içinde yaşamanın derdindedir.

 

3-) Çalışmak zorunda mıyız?

İnsanı insan yapan emektir. Bu öylesine bir söz değildir. İnsanın evrimi sırasında onu diğer canlılardan ayıran şey emek harcayarak çevremizi ve yaşamımızı biçimlendirmemizdir. Yeryüzünde değer olarak gördüğümüz ne varsa bunlar emekle yaratılmıştır. Dolayısıyla insanlığımızın doğal sonucu olarak çalışmak, emek harcamak bir zorunluluktur. Bu yaşamsal ihtiyaçların karşılanması amacından ziyade, içsel bir zorunluluk olmalıdır esasen. Ancak bunun yanında işçi ve emekçilerin çalışmamak gibi lüksü yoktur.

 

4-) Yaşadığımız düzende insanlar çalışmaktan neden soğurlar?

Emeğinin karşılığını alamayan insan, bu çalışma sürecini kendisine yapılmış bir haksızlık olarak görür. Yaptığı işlerle, ortaya çıkardığı ürünle bağı giderek zayıflar ve bunu yalnızca para kazanmak için yaptığı iş olarak görmeye başlar.  Emeğe yabancılaşma dediğimiz olgunun temeli de budur zaten. Kapitalist sistemde çalışanlar ağır bir sömürü yükü altındadır. Çalışmak, kendilerine kazandırdığından çok patrona kazandırır. Patronun emeğini çaldığını fark eden kişi, onun kendi sırtından daha da zenginleşmesini istemez ve gönülsüz çalışır.

 

5-) Tembellik hakkı nedir?

Bu uydurma bir kavramdır. Dinlenmek, emeğiyle geçinen herkes için doğal bir haktır. Çalışmanın doğurduğu yorgunlukla birlikte sosyal-kültürel ihtiyaçların giderilmesi, insan bedeninin kendini yenilemesi-tazelemesi için dinlenmeye ihtiyacımız vardır. Yani kavram aslında “dinlenme hakkı”dır. Ancak reformist-revizyonist kesimler, “akıllı solcular”, dillerinde ve kültürlerinde yaşadıkları yozlaşmanın sonucu olarak, bunu “tembellik hakkı” olarak kullanmaya başlamışlardır.

Dinlenmek hak, tembellik ise bir zaaftır.

 

6-) Yoksulluğumuzun sebebi tembel olmak mıdır?

Bunu söyleyen burjuvazi ve onun yardakçılarıdır. Burjuva ideolojisinin çarptığı zihinler dışında, böyle bir yalana inanan çok kimse de yoktur esasen. Dünyanın en yoksulları en çok çalışan kesimdir. Açlık ve sefalet koşullarını biraz olsun değiştirebilmek için daha fazla çalışmaya da hazırdır her zaman. Hal böyleyken “yoksulsunuz, çünkü tembelsiniz” demek büyük bir ahlaksızlıktır. Hangi zengin günde 14 saat, 16 saat çalışır? Hangisi ölüm pahasına madenlere girip kömür solur ciğerlerine? Hangi zenginin ellerinde nasır, omuzlarında “amele yanığı” vardır? Güneş altında saatlerce çapa sallayanlar, fabrikada boğaz tokluğuna çalışan mı tembeldir?

 

7-) Oligarşinin ve genel anlamda tüm dünyanın zenginlerinin sahip olduğu mal mülk çok çalışmalarından mı gelir?

Kesinlikle hayır. Özel mülkiyetin ortaya çıkması ile birlikte mala-mülke sahip olarak zenginleşenler, hep başkalarının emeğine el koyarak bunu başarmıştır. Köleleri çalıştırmış, onları sömürmüşler, köleci düzen yıkıldığında, bir başka sömürü düzeni onun yerini almış ve feodal beyler, ağalar yoksul köylülerin sırtından zenginlik biriktirmeye devam etmişlerdir. Onlar, “zengin doğarlar”, yedi sülaleleri emekçi halkları sömürmüş, mallarına-topraklarına el koymuş ve yiye yiye tüketemeyecekleri büyük zenginlikler biriktirmişlerdir.

Tüm zenginlikler emekle yaratılır ama o emek, ezilen halklar tarafından harcanmış ve egemen sınıflar tarafından çalınmıştır. Kapitalizmde de bu böyledir. Bugün tüm dünyada bir avuç asalak, tüm zenginliklere sahipken, milyonlarca emekçi açlık ve yoksullukla boğuşmaktadır. Bir patron emrinde çalıştırdığı, binlerce insanı sömürür, çalışarak sahip olamayacağı büyük zenginlikleri böyle biriktirir.

 

😎 Devrimciler tembel olabilir mi?

Olamazlar ve olmamalıdırlar.  Mahir’in söylediği gibi “devrimcilik bir ruh ve coşku işidir”. Yaşadığımız düzeni ve tüm dünyayı değiştirme azmine ve cüretine sahip insanlar tembel olamazlar. Devrimci olmak bunun ne kadar çok emek gerektirdiğini, fedakarlık gerektirdiğini anlamak ve bunu ortaya koymaktır her şeyden önce. Emek en yüce değerdir devrimciler için. Bu nedenle tembellik devrimci saflarda bir zaaf olarak kabul edilir ve buna karşı mücadele verilir.

Yine de devrimci saflarda tembelliğe rastlanabilir. Emek harcamaktan kaçan, her işin kolayına yönelen, yan gelip yatma eğilimi olan kişiler bugün olduğu gibi yarın da olacaktır. Mesele; düzenden devrimci saflara taşınan bu zaafı görüp ona karşı mücadele etmek ve hiçbir emekten-özveriden kaçınmayan, kendini daha iyi bir gelecek yaratmaya adayan sosyalist yeni insanı yaratmaktır.

Örnek aldığımız tüm devrimcilerin emekçi yanlarıyla öne çıkmaları boşa değildir. “Emek en yüce değerdir”. Devrimciliğin özüdür.

 

9-) Tembelliği ortadan kaldırmak için ne yapmalıyız?

İnsanlar bir patron için değil, kendileri için çalıştıklarını hissettikçe emek verdikleri işe daha büyük bir coşkuyla sarılırlar. Dolayısıyla, önlerine bir amaç ve hedef koymalı daha iyi-güzel bir geleceğe dair. Bu amaç ve hedefler bencil hırslar, bireysel çıkarlar değil, ortak çıkarlar olmalı ve birlikte el ele verilmeli ki ulaşmak mümkün olsun. Kolektivizm, yani el birliği yapmak, birlikte çalışıp üretmek en verimli, en coşkulu çalışma biçimidir. Kolektif bir ruhla, ortak hedefleri doğrultusunda çalışan insanlar tembelliği alt ederler. Çalışmak bir külfet değil; mutluluk yaratan, neşeli bir sürece dönüşür. Birlikte çalışmalı, birlikte üretmeli, birlikte paylaşmalı, yarınları bu bilinçle örgütlemeliyiz.

 

10-) Sosyalizmde çalışma yaşamı nasıl olacaktır?

Sosyalizmde çalışmadan, başkalarının sırtından geçinmek yasaktır. Asalaklığa izin verilmez. Bununla birlikte çalışma yaşamı halkın çıkarına ve halk için düzenlediğinden, sömürücü sınıflar ezildiğinden, çalışmak mutluluk kaynağıdır. Ve giderek “zorunluluk” olmaktan çıkıp, bilinçle sahiplenilen kültürel bir ihtiyaca dönüşecektir.

Sovyetlerde 1919 yılında 1 Mayıs’ta Lenin Kızıl Meydan’da emekçilere şunları söyler: “Torunlarımız, kapitalist sistemin belgelerine ve anılarına oldukça tuhaf şeyler diye bakacaklar. (…) nasıl olup da hiçbir iş yapmayanlar olabildiğini anlamakta güçlük çekecekler.” (Aktaran: Varlık Özmenek, İşte Sovyetler Birliği, Bilim Yayınları). Sosyalizmde insanlar; tembellik kavramını da, tembellik hakkı uydurmasını da ortadan  kaldıracaktır. Çünkü sosyalizmde çalışma haktır.

“Tiflis’ten Gürcistan’ın eski başkenti Mtsheta’ya giderken otomobilimizde CHP Kocaeli Senatörü Abdullah Köseoğlu ile Guram Abhazova arasında şu konuşma geçiyor:

– İşçi günde kaç saat çalışıyor?

– 7 saat.

– Haftada

– Beş gün.

– Yıllık izin ne kadar?

– 30’la 60 gün arasında değişir.

– Çalışmak zorunlu mu?

– Hayır, hak!

– Anlatamadım, insan isterse işi bırakamaz mı?

– İşsizlik onun hakkı değil.

– Hayır, öyle değil, yani bir insan dedi ki, ben işi bırakıyorum, bundan sonra çalışmıyorum, devlet ona sormaz mı?

Guram anlamakta bir hayli müşkülat çektiği bu soruyu yarı hayret yarı şaşkınlıkla şöyle yanıtlıyor:

– Devletten önce ona ailesi sorar. Adam, sen niçin çalışmıyorsun demez mi? Bana kalırsa öyle der”. (Age, Syf: 18-19)

Sosyalizmde tembellik hakkı yoktur, çalışma ve dinlenme hakkı vardır.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.