Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > 12 Eylül’ün ZindanlarındanF Tiplerine -9

12 Eylül’ün ZindanlarındanF Tiplerine -9
Son Güncellenme : 18 Eyl 2016 15:40

12 EYLÜL’ÜN ZİNDANLARINDAN F TİPLERİNE

OLİGARŞİ, TUTSAKLARI BİR KEZ DAHA TESLİM ALMAYI DENEDİ: 1 AĞUSTOS GENELGESİ

Özgür Tutsaklık Direnişlerle Yazılmış Tarihsel Bir Birikimdir

DİRENME KARARI ALMAK; DAHA BAŞTAN ZAFERİ KAZANMAKTIR!

Oligarşi, 1984 Ölüm Oruçları sonrasında zamana yayarak Tek Tip Elbise dahil bir çok konuda geri adım attı. Ancak tutsaklara saldırma ve teslim alma konusunda en küçük fırsatı dahi değerlendirip saldırmaya devam etti. Bu her dönem böyle olmuştur.

Anavatan Partisi (ANAP) iktidarında Adalet Bakanı Mehmet Topaç tüm hapishaneleri kapsayan bir genelge yayınlandı. 1 Ağustos 1988′den itibaren derhal uygulamaya geçilmesi istenen genelge ile siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatıldı.

Uygulamaya sokulması istenen genelgede neler yoktu ki? Yeni yaptırım ve dayatmalar. Yeni baskılar. Yeni hak gaspları. Ve en önemlisi siyasi tutukluların büyük özverilerle geri püskürttüğü tek tip elbise uygulamasına yeniden dönülmek istenmesi. Kısaca oligarşi, eskiden yapamadıklarını yeniden yapma istediğini ortaya koyuyordu.

Siyasi tutukluluk hakkına yönelik doğrudan bir saldırı niteliği taşıyan “1 Ağustos genelgesi” kazanılmış hakları gasp etme, başta tek tip elbise olmak üzere siyasi tutsaklar tarafından ısrarla reddedilmiş çeşitli dayatmaları yeniden gündeme getirme gibi bir yenilik (!) taşıyordu.

Genelgeye göre tutuklu ve hükümlülerin;

1- Tek tip elbise giymeleri yeniden zorunluluk haline getiriliyor,

2- Ziyaret ve avukat görüş süreleri kısıtlanıyor,

3-Havalandırma saatleri azaltılıyor,

4- Mektup yazmalarına sınırlama getiriliyor,

5- Dışardan yiyecek almaları, içerde tüp, ocak, ısıtıcı vb. kullanmaları yasaklanıyor,

6- Saç, sakal ve bıyık bırakmaları yasaklanıyor,

7- Ziyarette eşya alımları kısıtlanıyor,

8- Radyo, teyp, daktilo, müzik ve resim aletleri yasaklanıyor,

9- Kitap ve dergi alımına büyük kısıtlamalar getiriliyor,

Bütün bunlara ek olarak, tutuklu ve hükümlülerin hemen her davranışı “suç” kabul edilerek yeni disiplin cezaları uygulamaya sokuluyor.

Örneğin;

1- Tek tip elbise giymeme,

– Eğitim ve derslere katılmama,

– İstiklal Marşı söylememe,

– Toplu olarak dilekçe verme,

– Tutukluların birbiriyle haberleş mesi, disiplin cezası gerektiren fiiller olarak belirtiliyor. Yine tutuklu ve hükümlülerin;

Açlık grevi yapmaları, slogan atmaları, marş söylemeleri, mahkemelerde ifade vermemeleri, yemek almamaları, mahkemeye gitmek istememeleri, sayım vermemeleri, havalandırmaya çıkmamaları, sessiz direniş yapmaları da disiplin cezasını gerektiren fiiller içinde sayılıyor. Kısaca tutuklu ve hükümlülerden her denileni yapmaları, hiçbir direnişe kalkışmamaları isteniyor, bunları yapmaları halinde cezalandırılacakları belirtiliyor.

Genelgede dile getirilen yeni uygulama ve yasaklar bunlarla da sınırlı kalmıyor.

Okuyanı şaşkınlığa düşürecek yasaklar birbirini izliyor.

Disiplin suçu işleyenleri idareye haber vermemekte disiplin cezası almak için suç işlemeye yeterli fiiller sayılıyor.

Yani ispiyonculuk yapmayan herkes baştan disiplin suçu almaya mahkum ediliyor.

Hapishane değil, bir esir kampı. Devrimci tutsakların böyle bir genelgeye karşı boyun eğmeleri düşünülemez.

O güne kadar direnişler üzerine direnişler gerçekleştirmiş sayısız şehitler ve sakatlar vererek her koşulda siyasi kimliğinden ve devrimci onurundan taviz vermemiş devrimciler, oligarşinin bu yeni saldırısına karşı da kuvvetli bir direnç göstererek, saldırıyı er ya da geç püskürtecektir.

 

Cuntanın İşkenceleri Sökmedi, 1 Ağustos Genelgesi de Sökmeyecek

Oligarşinin yeni bir saldırı başlatmadaki amacı nedir? Böyle bir genelge yayınlamaya neden ihtiyaç duyulmuştur.

Oligarşi, bugün, siyasi tutuklu ve hükümlüleri rehabilite etme programından vazgeçmiş değildir. 12 Eylül cuntasının tutsak ettiği devrimcileri, yurtseverleri teslim almayı amaçlayan rehabilitasyon programı çeşitli süreçlerde farklı araç ve yöntemlerle uygulanmış, cezaevi direnişleri sonucu zaman zaman geri adım atılsa da esas olarak bu amaçtan vazgeçilmemiştir. Son genelge ile oligarşi daha uzun yıllar devrimcileri içeride tutma özleminde olduğunu da göstermiştir.

Ard arda verilen disiplin cezaları ile infaz yakma saldırısı yaygınlaştırılarak; birçok devrimci, kişiliksizleştirilmeyi, insan onuru ile bağdaşmayan uygulamaları kabul etmedi diye, uzun yıllar içeride tutulmaya çalışılacaktır. Genelge ile bu arzulanıyor ve buna uygun şartlar oluşturulmak isteniyor.

 

1 Ağustos Genelgesi Cunta Hapishanelerinin Yasallaşmasıdır

1 Ağustos Genelgesi 12 Eylül faşizminin zindancılık politikasının yasallaştırılmasında önemli bir adım olarak gündeme geldi. 12 Eylül’ün uygulamaya çalıştığı “Esir Kampları Talimatnameleri”nin bir özentisi olan bu genelgeyle tutsakların önüne iki seçenek konulmaktaydı, ya boyun eğip zindancılık politikasının sahiplerinin dediklerini yapmak ya da on yıllarca hapishanelerde kalıp çürümek-ölmek…

Ancak tutsaklar açısından üçüncü bir seçenek daha vardı: DİRENMEK!

Genelge gündeme gelir gelmez, tutsaklar bu genelgeye asla uymayacaklarını açıklarken, tutsak yakınları da genelgenin kaldırılması için yoğun bir faaliyete giriştiler. Bakanlıklar, partiler, hapishane yönetimleri TAYAD’lıların önderliğinde ailelerin çok çeşitli eylem ve girişimleriyle uyarıldı, protesto edildi.

Adalet Bakanlığı genelgede “1 Ağustos’tan itibaren uygulanmak kaydıyla” demişti, ama bu o kadar kolay değildi. Hapishane yönetimleri Genelge’yi ancak Ekim ayında gündeme getirebildiler. Karşılığını da hemen gördüler: Pek çok hapishane 29 Ekim’i açlık grevinde karşıladı.

Tutsaklar açlık grevindeyken 29 Ekim’de açık görüşe izin verilmemesi üzerine aileler çeşitli illerden yola çıkıp Ankara’da toplanarak TBMM’yi işgal ettiler. Uzun süre direnen aileler direnişi bitirdikten sonra polisin saldırısıyla karşılaştılar. Ancak bu direniş kamuoyunda büyük yankı yarattı.

Öğrenciler, DEV-GENÇ önderliğinde 7 Kasım’da Topkapı’da, 14 Kasım’da İstanbul Valiliği önünde, 18 Kasım’da Harbiye’de, 24 Kasım’da Kadıköy’de yaptıkları gösterilerle tutsaklara yönelik baskıları protesto ettiler. 22 Kasım’da tüm üniversitelerde yemek boykotu yapıldı.

12 Kasım’da TAYAD’lı ve İHD’li aileler ve Demokratik Kitle Örgütlerinden oluşan yaklaşık 200 kişi Sultanahmet Meydanı’nda açlık grevine başladılar. TAYAD’lılar, AKAD’lılar, DEMKAD’lı kadınlar hergün bir başka yerde gösteri üstüne gösteri düzenlediler.

Belde-İş, Kimsan-İş ve Tezkoop-İş’ten işçiler 28 Kasım’da üç günlük açlık grevi yaptılar.

16-17 Kasım’da Devrimci Sol tarafından çeşitli semtlere yaklaşık 40 pankart asılırken, 18 Kasım’da İstanbul’da Rami’de, Ankara’da Kızılay ve Terminal önünde silahlı gösteriler düzenlendi.

19 Kasım’da Beyoğlu Adalet Dairesi, ANAP Mamak ilçe binası ve ona yakın banka şubesi bombalanarak tahrip edildi.

Sonuç; GENELGE UYGULANAMADI!

1989;

Oligarşi ’89’da bir kez daha genelgeyi uygulamaya girişti. Hapishanelerde peş peşe yasaklar gündeme getirildi. Ve aynı günlerde pek çok hapishanede direnişler de başladı.

Eskişehir Cezaevi’ndeki açlık grevinin 35. gününde yapılan sevk bir anda sürecin gidişatını değiştirdi. 35 gündür açlık grevini sürdüren tutsaklara, 15 saat boyunca havasız sevk arabalarında Aydın ve Nazilli Cezaevlerine getirildikten sonra saldırıldı. Saldırıda birçok tutsak yaralanırken PKK tutsağı Mehmet Yalçınkaya ve Hüsnü Eroğlu katledildiler.

Bunun üzerine 7 Ağustos’ta Topkapı’da, 10 Ağustos’ta Mahmutpaşa’da, 12 Ağustos’ta İstanbul Haseki’de çeşitli kitle örgütlerinin katılımıyla “Cezaevlerinde yeni ölümlere izin vermeyeceğiz, 1 Ağustos genelgesi kaldırılsın” talebiyle gösteriler düzenlendi.

Aynı gün TAYAD’lı aileler, taleplerini dile getiren bir pankartla Bakırköy Adliyesi’ne gelen Adalet Bakanı’nın yolunu kestiler.

9 Ağustos’da giydikleri kefenleriyle Sultanahmet Meydanı’na gelen TAYAD’lı aileler “Cezaevlerinde Yeni Ölümlere İzin Vermeyeceğiz” pankartını açtılar. Eylem sırasında üzerinde “Katil Sungurlu” yazılı bir maket yakıldı.

İstanbul Bakırköy, Eyüp, Kadıköy adliyeleri ve Cağaloğlu’ndaki Devlet Güvenlik Mahkemesi Devrimci Sol tarafından bombalandı.

İzmit’ten Samsun’a, Gaziantep’ten Ankara’ya, Elazığ’dan İzmir’e hemen yer yerde tutsak yakınlarının ve devrimci, demokrat güçlerin katılımlarıyla açlık grevleri, telgraf çekme eylemleri, meydanlarda gösteriler yapıldı.

Eylemin 44. gününde, genel süre itibariyle 52. gün yapılan görüşmede tüm talepler kabul edilip, hakların geri verileceğine söz verilmesi üzerine Açlık Grevleri sona erdi.

Genelgeye Karşı AÇLIK GREVLERİ

Diyarbakır 1 No’lu ve 2 No’lu E Tipi Cezaevlerinde 500’ün üzerinde tutsak 18 gün, Gaziantep Özel Tip Cezaevi’nde 237 tutsak 15 gün, Malatya E Tipi Cezaevi’nde 119 tutsak 16 gün, Kahramanmaraş E Tipi Cezaevi’nde 24 gün, Elazığ E Tipi Cezaevi’nde tutsak dokuz gün, Çanakkale Cezaevi’nde 44 tutsak 12 gün, Amasya Özel Tip Cezaevi’nde 11 gün, Bartın E Tipi Cezaevi’nde 133 tutsak 17 gün, Ceyhan Özel Tip Cezaevi’nde 200 tutsak 15 gün, Adana E Tipi Cezaevi’nde 11 tutsak 13 gün, Siirt Kapalı Cezaevi’nde 14 tutsak, Ergani Kapalı Cezaevi’nde 20 tutsak, Hekimhan Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar 12 gün, Muğla Cezaevi’nde beş tutsak 21 gün, Bursa Özel Tip Cezaevi’nde 80 tutsak 18 gün, Buca, İzmit ve Urla cezaevlerinde çeşitli sürelerde açlık grevleri gerçekleştirildi.

GENELGE VE SUÇLULARI

Tutsaklar ve aileleri o dönemde yaptıkları açıklamalarda suçluların listesini şöyle açıkladılar:

“Açlık grevleri karşısında ‘ölen ölür’ diyerek katliamlara yeşil ışık yakan Başbakan Özal suçludur.

1 Ağustos Genelgesi’ni hazırlayan önceki dönem Adalet Bakanı Mehmet Topaç suçludur.

Genelgenin hazırlanmasında büyük bir pay sahibi olan ve bununla da övünen Adalet Bakanlığı Müsteşarı Arif Yüksel suçludur.

‘Cezaevleri beş yıldızlı oteller gibi… onlar ölmez, bilinç kaybına uğradıklarında müdahale edeceğiz’ diyen Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Uğur Hakkı İbrahimoğlu suçludur.

‘Soyunsaydınız bunlar olmazdı’ diyerek işkenceciliğini ve katilliğini itiraf eden Aydın Cumhuriyet Savcısı Nural Uçurum suçludur.

Görevde bulunduğu sürede siyasi tutsakların ölümünden ve sakat kalmasından, insanlık dışı koşullarda gün gün sağlıklarını yitirmesinden sorumlu olan Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’dur asıl suçlu.”

Suçlulardan ikisi, Nural UÇURUM ve Mehmet TOPAÇ, Halkın Adaleti karşısında işledikleri suçun hesabını ödediler.


Adalet Bakanı Mehmet Topaç imzasıyla gönderilen ve 12 Eylül faşizminin zindancılık politikalarını yasallaştırmayı hedefleyen 1 Ağustos Genelgesi, tutsakların ve yakınlarının direnişiyle karşılandı. Keza oligarşinin siyasi tutsakları teslim alma saldırılarından 1 Ağustos Genelgesi ve Eskişehir Tabutlukları’nın gündeme getirilmesi de PKK’ce kendilerinin hedef alındığı şeklinde açıklanmıştır. Bunlardan Eskişehir tabutluklarına ilişkin olanı ilginçtir. PKK’ye göre 1991’deki şartlı-salıverme ile TC, PKK’ye provokasyon tertiplemektedir. Ama PKK bunun farkında olduğu için Zindan Konferansı ile bu boşa çıkarılır: 1 Kasım 1991’de Mehmet ŞENER provokasyonu etkisizleştirilir; TC bir gün içinde, yani 2 Kasım’da yeni bir provokasyonu Eskişehir tabutluklarını devreye sokar.
Ancak Eskişehir ölüm hücrelerinin açılışı “PKK’ye karşı yeni bir provokasyondur” denilmesine karşın, Eskişehir tabutluklar saldırısı PKK’li tutsaklarca birkaç günlük açlık grevi yapılarak geçiştirilmiş; ciddi bir direniş sergilenememiş, zaferden sonra direnişin sahiplenilmesi unutulmamıştır.Veya işte bir başka örnek: “Kongreye cevap olarak sömürgeciliğin attığı somut adımlar vardır. Bunlardan biri İstanbul Gazi Mahallesi’nde Alevi insanlarımıza karşı gerçekleştirilen katliamdır. 5. Kongre’nin Türkiye metropollerine ve Türkiye devrimine ilişkin kararları ve pratikte bu yönlü atılan adımlar, mevcut rejimi böyle bir katliama itti…” (Özgür Halk, Ocak 1996, sayı 62)


 

NAMUS BUCA, ONUR BUCA, VATAN BUCA! 

“Şiir yoktu türkü yoktu
Eylül günü zindanda
Bombaların türküsüydü
Tek duyulan o anda”
O gün Buca Hapishanesi’nin 6. ve 7. koğuşlarında tek bir slogan yükseliyordu:
“Yaşasın Barikat Direnişimiz”
17 Temmuz’da Ali Rıza Komutan’ı, Bülent Pak’ı, Tevfik Durdemir’i, Celalettin Ali Güler’i özgürlüğe uğurlayan Buca hapishanesinde düşmanın saldırı ve hak gaspları o zamandan beri bitmedi. Düşman hazımsızdı. İntikam alabilmek için saldırılarını yoğunlaştırdı. Ziyaret kısıtlanmaya, keyfi uygulamalar, mahkeme ve hastanelerde asker saldırıları artmaya başladı.
18 Eylül’den itibaren ise koğuşların suları kesildi. Elektrik sadece gece verilmeye başlandı. Yemekhane ve havalandırma kapıları açılmazken günlük verilen ekmek ve karavana da kesildi.
Ve 21 Eylül’de maltayı dolduran düşman doğrudan Parti-Cephe’li tutsakların koğuşlarına yöneldi. Buca hapishanesinde Özgür Tutsaklar 6. koğuşta ve 7. koğuşta kalıyorlardı. Kadın tutsaklar ise 3. koğuştaydı.
Başsavcı, hapishane müdürleri 6. koğuşun önüne geldi. Savcı:
– Sayım almaya geldik, dedi sert bir ses tonuyla.
-Onlarca jandarmayla sayım almaya gelmişe benzemiyorsunuz, diyerek askerlerin çekilmesini söyledi DHKP-C temsilcisi.
Savcıyla süren bu kısa konuşmadan sonra hemen kapının ardına dolaplar yerleştirilerek barikat kurulmaya başlandı. Tutsaklar daha barikat kurma işini tamamlamadan koğuşun içerisi dumanla dolmaya başladı. Mavi, mor renkli bir gaz mazgal deliklerinden koğuşa veriliyordu. Tutsaklar önceden gazlı saldırılara hazırdılar. Leğenlerin içerisi su dolu. Islak havlular hemen ağızlara sarılıyor, gazın geldiği mazgal da ıslak havlularla kapatılıyor.
Ne bulunursa barikata konuluyordu. Boşluk olan yerlerde ise kendi bedenlerini koyuyorlardı barikata. Bunlardan biriydi Yusuf Bağ. Sırtını barikata dayarken yoldaşlarına sesleniyordu:
– Siz burasını merak etmeyin, başka yerlere gidin…
Bu arada oksijen kaynağıyla demir kapı kesilmeye başlandı. Tutsaklar tereddütsüz ellerindeki cam parçalarıyla ve sopalarıyla birazdan göğüs göğüse sürecek olan çatışmaya hazırlanırken, düşmana meydan okumaya devam ediyorlardı. Açılan deliklerden ise onlarca gaz bombası atılıyordu 6. koğuşa. Tavandan gelen bombalar için de aralarında Uğur’un da bulunduğu bir ekip görev başındaydı. Atılan bombalar havlularla tutulup su dolu kovalara atılıyordu.
Kaynak makinasıyla kapıların kesilmesinden sonra, düşman barikatı yavaş yavaş açmaya başladı. Açılan yerlerden itfaiye hortumlarıyla su fışkırtılıyordu. Turan Kılıç barikata cam parçası taşırken Yusuf ve Uğur da onları düşmana fırlatanlardandı. Cam parçalarının da bitmesiyle beraber tutsaklar ne bulursa düşmana atmaya başladılar.
l, 3, 4, ve 5. koğuşlar da barikat kurmuş, devrimci dayanışmanın güzel bir örneğini sunuyorlardı. 7. koğuştakiler ise düşmanın giderek barikatı aşmaya çalıştığı 6. koğuşta kahramanca direnen yoldaşlarına yardımcı olmak için çırpınıyorlardı. Bir taraftan “korkaklar, lağım fareleri”, “alçaklar buraya gelin” diye düşmanı üzerlerine çekmeye çalışırken kendilerini feda etmekten de geri kalmadılar.
– Barikatları yakın, denilmesiyle beraber 7. koğuşun barikatında ateşler yükselmeye başladı. Tilililere “Yaşasın Yangın Direnişimiz” sloganı eşlik ediyordu. Yoldaşlığın güzelliği ve sıcaklığı yaşanıyordu.
Buca üzerini koyu bir duman tabakasının kapladığı bu saatlerde artık 6. koğuşta barikat tümüyle kalkmıştı. Şimdi çatışma göğüs göğüse yaşanacaktı.
Sloganlar karşıladı önce düşmanı. Ve ardından onlara korku veren bir çağrı:
– Yoldaşlar hücum, hücum…
Bir tarafta bombalı, coplu, kalkanlı yüzlerce asker diğer tarafta ise ellerinde kullanacak bir şeyleri yokken saldıran Özgür Tutsaklar. Artık durmak, beklemek yok. Tırnakla, dişle saldırma vakti.
Ellerindeki son malzemeye kadar vuruştu tutsaklar. Ellerinde bir şey kalmayınca bedenleriyle dikildiler düşmanın karşısına. Tazyikli sulara, inen kalkan coplara karşı kenetlenerek tek bir vücut oldular…
“Allah allah” nidaları, “çekin vurun” bağrışmaları arasında kan gölcükleri oluşmaya başladı 6. koğuşta.
Koğuşlar gibi malta da kana bulanıyordu. Cop ve kalaslar bedenlerine inerken Özgür Tutsaklar susmadılar, aman dilemediler, kanla yazdılar geleceği.
“Ve susarken üç nefer can
Tarih yine konuştu
Namus Buca, onur Buca
Vatan Buca olmuştu…”
Uğur, Yusuf, Turan şehit düşerken Buca özgür olmuştu.

Buca dışarıyı ateşledi. İçerisiyle dışarısı bir bütün oldu. Buca Katliamı’nın duyulmasıyla beraber tüm hapishanelerde Özgür Tutsaklar “Duyduk ki… duyup da durmak olur mu” diyerek harekete geçti. Fiili direniş genel direnişe dönüştü. 25 Eylül’de 23 hapishanede 1200 devrimci tutsağın katıldığı açlık grevi 43. günde zafere ulaştı.
BUCA; BUGÜN GAZİ’DE İŞGAL EDİLEN HASAN FERİT GEDİK UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE VE KURTULUŞ MERKEZİDİR…
BUCA; BUGÜN GAZİ’DE YIKILAN HALK MECLİSİ, HALK ÇARŞISI, TAKSİ DURAĞI… HALK İÇİN OLAN, HALKIN YÖNETTİĞİ YERLERDİR…
BUCA; BUGÜN ARMUTLU’DA MOLOZLARIN KALDIRILMASIDIR…
BUCA DİRENİŞİN OLDUĞU HER YERDİR… DÜŞMANIN SALDIRDIĞI, İŞGAL ETTİĞİ HER YERDİR…
BUCA VATANDIR!
EMPERYALİZMİN İŞGALİ, FAŞİZMİN ZULMÜ ALTINDAKİ VATAN TOPRAĞIDIR!
ÖLECEĞİZ AMA HER KARIŞ TOPRAĞIMIZI SAVUNACAĞIZ!
ÖLECEĞİZ AMA DÜŞMANA DA BUNUN BEDELİNİ ÖDETECEĞİZ.
ÖLECEĞİZ, ÖLDÜRECEĞİZ TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’Yİ GERÇEK KILACAĞIZ!

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.