Örnek Resim

Anasayfa > DÜNYADAN > Avrupa’daki Biz

Avrupa’daki Biz
Son Güncellenme : 04 Eyl 2016 23:44

TUTSAKLARINI SAHİPLENMEYENLER,

HİÇBİR DEĞERİ SONSUZA KADAR SAVUNAMAZLAR…

Avrupa’da 1981’den bu yana, yani Otuz beş senedir sürekli devrimci tutsaklar olmuştur. Yani bir anlamda Avrupa’da var olduğumuz hemen tüm zamanlarda emperyalizmin sürekli hedefi durumunda olduk.

Almanya 1983’ten bu yana, devrimci hareketi ve devrimci faaliyetleri yasaklama politikası yürüttü. Almanya dışındaki, Hollanda, Fransa gibi ülkelerde de seksenlerden bu yana, devrimcilere yönelik sürekli hale getirilmiş baskı politikaları yürütüldü. İngiltere ve Belçika’ya ilaveten İtalya ve Yunanistan’da da yıllara varan tutsaklıklar yaşandı.

Avrupa’da siyasi örgütlerin varlığı, asıl olarak 1980’deki 12 Eylül faşist darbesi sonrası yoğunlaşmıştır. Bu dönem aynı zamanda mültecileşmenin, mülteci akının da olduğu bir dönemdir. Ancak bu kesimlerin, siyasilikleri kısa bir süre sonra bitmiştir. Çünkü ülkeden kaçış aynı zamanda mücadeleden kaçıştı. Kaçanlar da, kendilerine bir gelecek hazırlama yoluna girdikten sonra “ak koyun, kara koyun” daha bir belirgin hale geldi.

Aynı dönemde ise, ülkedeki devrimci hareket hiçbir şart altında vatan toprağını bırakmama ve halka sahip çıkmak gerektiği çerçevesindeki perspektif ile hareket etmiştir. Bu siyasi tavır aynı zamanda halk ve vatan sevgisinin hapisliklerle, işkencelerle, can bedeliyle ödendiğini gösteren bir bakış açısıydı.

Avrupa’daki devrimci hareketin sempatizan ve taraftarları da, aynı halk ve vatan sevgisi gereği olarak, oportünist-reformistlerin tersine bir yol izlemiştir.

Oportünist ve reformistler on binler olup, oluk oluk Avrupa’ya aktığı dönemler; tabanlarında da göreceli olarak bir kitleselleşme yaşandı. Ama ülkeden kaçış ve mücadele kaçkınlığı, zaman içinde bunların kitlelerini de eritti. Bir dönem binleri, on binleri yürütenler; bugün üç kişiyi biraraya getirip, tek bir protesto eylemi dahi örgütleyemeyecek duruma gelmiştir. Ancak, devrimci hareketin taraftar kitlesi, bu süreç içinde mücadele yolunu seçmiş ve belirli bir kitleselleşme sağlayabilmiştir. Bu kitleselleşme, vatan ve halk sevgisi ile şekillenmiş siyasi düşünceler de, emperyalizmin sürekli hedefi olmuştur.

Avrupa’da bulunan tüm sol gruplar da, Türkiye’ye göre şekillenmiştir. Ülkede direnmeyenlerin, Avrupa’da da direnmek için gerekçeleri yoktu. Türkiye’de halk ve vatan sevgisi temelinde mücadele yürütmeyenlerin, o halkın bir parçası olan Avrupa’da yaşayan Türkiyeliler için de bedel ödemeyi göze almaları beklenemezdi.

Hapishaneler de bu bedelin geçtiği doğal bir yoldur. İşte bunun için 35 yıldır Avrupa hapishanelerinde kesintisiz olarak Türkiyeli devrimci tutsaklar hep var olmuştur.

Devrimcileri Avrupa’da oportünizmin yaşadığı çürüme ve yozlaşmadan koruyan da ülkedeki devrimci hareketin siyasi iradesi ve önderliğimizin her şart altında savaşı sürdürme kararı alıp, pratikte de bunu sürdürmüş olmasıdır.

Bir devrimci açısından en büyük çürüme ve yozlaşma; tutsaklarına ve şehitlerine sahip çıkmama tavrında kendini gösterir. Tutsak ve şehitlerine sahip çıkamayan bir hareketin, siyasi bir geleceği olamaz. 12 Eylül sürecinde politikalarını “herkes kendi başının çaresine baksın” söylemiyle şekillendirenlerin, bedel ödeyecekleri bir halk ve vatan sevgisi olamaz.

 

Özgür Tutsaklar Onurumuzdur

Yoldaşlarını tutsaklıklara, mezarlara terk edenlerin; halkımıza da verebilecek bir şeyleri yoktu. Terk eden ve unutanların gelecekleri de yoktu. Vatan ve halk sevgisini taç yapıp direnenler ise Özgür Tutsaklığı yaratmıştır.

Şehit ve tutsak… dünya halklarının onur sayfalarının kahramanlarıdır. Özgür Tutsaklığı ülkemizde, halkımızın bir direniş dinamiği haline getiren de, halklarımızın Dayı’sıdır. Özgür Tutsaklık destanı faşizmin zindanlarında tohuma durdu, serpilip büyüdü. Direniş kervanının başında yine Dayı’mız vardı. Direniş sınır tanımaz. Özgür Tutsaklık da emperyalizmin sınırlarını tanımadı. Avrupa da, Özgür Tutsaklığı tanıdı. Şehit ve tutsaklarını unutan bir halkın, onurunu da kaybedeceği açıktır. Dayı’mızın 2004 Yılbaşı Mesajında: Ve unutmayın! TUTSAKLARINI SAHİPLENMEYENLER, SAHİPLENME BİLİNCİ OLMAYANLAR HİÇBİR ŞEYİ, HİÇBİR DEĞERİ SONSUZA KADAR SAVUNAMAZLAR… sözleri, tutsaklarımızı sahiplenme gö-revimizi belirlemektedir.

“Halk sevgisi taşımayan bir insan devrimci olamaz”…

“Vatansever olmadan devrimci olunmaz”…

“Tarihine sahip çıkan bir halk, sınıf bilinciyle donanırsa yenilmez olur”…

“Halk sevgisi, tarih ve sınıf bilincidir”…

“Burjuva kültürünün gücü, devrimcilerin halk içinde örgütsüzlüğündendir”…

“Kendine, örgütüne ve halka güvenmeyen, devrimi dışarıdan bekleyenler, mücadeleyi zafere kadar sürdüremez ve er geç bataklığa dönerler. Engin bir yurtseverlik duygusu ve halk sevgisi taşıyanlar halka güvenenlerdir. Halka güvenenler, yurtsever olanlar, düşmanın baskıları ve olanaksızlıklarla dolu koşullarına teslim olmazlar”… der Dayımız.

“Nasıl silahını yitiren ordu, orduluk niteliğini yitirirse, yurtseverlik coşkusu taşımayan devrimci de devrimcilik niteliğini yitirir”… der Türkiye halklarının önderi Mahir.

Avrupa’da da varlığımız ve dinamizmimizi korumadaki en büyük rol; yine hapishanelerden yükselen direniş çağrıları yapan Özgür Tutsaklarımız olmuştur. Yani bugün halen var isek, hapishanelerdeki yoldaşlarımızın, tutsaklarımızın can bedeli, kan bedeli yürüttükleri bu mücadeleye borçluyuz.

Bugün hapishanelerde, halkımıza yönelik baskı ve sömürüye karşı mücadele eden Özgür Tutsaklarımız var. Avrupa’daki hapishanelerde de yoldaşlarımız, dostlarımız var.

Dayı’mızın “Dostluk Sahiplenmektir, Düşman Karşısında Birlikte Olmaktır” başlıklı yazısında “Birçok şeyde olduğu gibi, dostluk kavramının da içeriği boşaltılmış, ne olduğu belirsiz hale gelmiştir. Hemen herkes tarafından çok sıkça kullanılmasına rağmen, pratikte bunun yansımaları, ya çok çarpık ya da dostlukla ilgisi olmayan bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Feodal dostluklar, sıradan dostluklar… Birçok dostluk biçimi vardır. Ve hemen hepsinin özü, kötü ve acı günde zayıflık ve güçsüzlük durumlarında dayanışmayı ve korumayı ifade eder. Devrimciler açısından ise dostluk, düşmanın karşıtıdır, düşman karşısında birbirine sahip çıkmak, birlikte olmak, sahiplenmektir”… diyor.

Biz de, halk ve vatanımız için bedel ödeyen tutsaklarımıza daha fazla sahip çıkmalıyız.

 

Özgür Tutsaklarımıza Nasıl Sahip Çıkabiliriz?

Tutsaklarımızın ihtiyaçları karşılanamayacak ihtiyaçlar değildir. Tutsaklarımızın maddi ihtiyaçları belirli oranlarda karşılanabilmektedir. Ancak ülkede de, Avrupa’da da tutsaklarımızın karşılarındaki en büyük sorun tecrit sorunudur. Dünya ve ülke gerçekliğinden tecrit edilmeye çalışılmalarıdır. Bunun çözümü de çok basittir: mektup, yayın, kitap, ziyaretçi…

Avrupa’daki tutsaklarımız tek tek yaptıkları eylemlerden dolayı değil, siyasi düşüncelerimizden dolayı tutsaktır. Bundan dolayı tecrite tabi tutulmaktadırlar.

Tecriti kıracak olan da mektup, kitap, yayın ve ziyaretçidir.

Avrupa’nın hangi ülkesinde olursak olalım, “bu hafta tutsaklarımız için ne yaptık” diye kendimize sormuyorsak, bir sahiplenmeden sözedemeyiz. Belki her hafta bir ziyaretçi örgütlemek imkansızdır. Ama her hafta bir mektup yazmak veya ayda bir kitap gönderme gibi bir görevi hepimiz yapabiliriz.

Mektuplarımız bir yanıyla, tutsaklarımıza dışarıyı taşır. Neye seviniyoruz, neye üzülüyoruz, neye hınç duyuyoruz, nelerden coşkulanıyorsak tutsaklarımız da bu duygularımıza ortak olur. Mektup yazmak, onları yaşama, yaşamımıza ortak etmektir. Ama mektupların başka bir yanı da vardır. Çünkü mektuplaşma tek taraflı değildir. Tutsak da cevap verir. Kendi devrimciliklerinden ve mektuplardan aldıkları coşkuyla direnmenin onurunu onlar da bize taşıyacaklardır.

Devrimci hareketin yaratmış olduğu direniş kültürü, her birimiz ve tüm halkımızın üzerinde çok derin izler bırakmıştır. En derin izler de tutsaklarımızın, şehitlerimizin ve önderliğimizin yarattığı izlerdir. Devrimci hareketi yaratan halk ve vatan sevgisidir. Özgür Tutsaklığı bir gelenek haline getiren devrimciliği de yaratan halkımızdır. Onun için tutsağımıza sahip çıkmak, kendimize sahip çıkmaktır.


 

ALMAN İSTİHBARATI,  ANTİ-FAŞİST ve DEVRİMCİ DÜŞMANLIĞINA DEVAM EDİYOR

Alman İstihbaratı ve Polisi, uzun yıllardır, Anadolu Federasyonu, üyeleri ve taraftarları üzerinde, tamamen yasa dışı ve gayrimeşru şekilde, baskı uyguluyor, adeta terör estiriyor.

Anadolu Federasyonu, üyeleri ve taraftarları ise bu baskılardan en çok nasibini alan kurumlar arasındadır.

Bu baskı uygulamalarından sonuncusu 24 Ağustos Salı akşamı, OKTAY ÇOBAN’ı hedeflemiştir. Akşam saatlerinde OKTAY ÇOBAN’ın evine gelen iki kişi, kendisinin DHKP-C ile ilişkili olduğunu bildiklerini söyleyerek, tehditvari bir şekilde “Seninle konuşmaya geldik” demişlerdir. Oktay’ın konuşmayı reddetmesi üzerine, yine tehditkar bir havada “Tekrar geleceğiz, seninle görüşeceğiz” diyerek ayrılmışlardır.

Alman kolluk güçleri insanların kapılarını çalarak tehditler savurmayı alışkanlık haline getirmiştir.

Halkın Hukuk ve Yardımlaşma Merkezi olarak, bu tür durumlarla karşı karşıya kalanlara her türlü yardımı yapacağımızı taahhüt ediyoruz.

 

HALKIN HUKUK VE YARDIMLAŞMA MERKEZİ

 

***

 

DERGİLERİMİZ AVRUPA’DA DA KAPI ÇALIŞMASIYLA DAĞITILIYOR

Almanya-Essen-Kray’da 18 Ağustos 2016 Perşembe günü, göçmenlerin yoğun yaşadığı bölgede üç Yürüyüş okuru tarafından dergi dağıtımı yapıldı.

Kray’daki Türkiyeli esnaflar bir bir ziyaret edilip Yürüyüş dergisi ve mücadele hakkında bilgi verildi, dergi satıldı.

Hollanda-Rotterdam’ın Türkiyelilerin yoğun yaşadığı güney bölgesinde dört Avrupa Dev-Genç’li tarafından, 18 Ağustos 2016’da “Bizim Gençlik” dergisi dağıtımı yapıldı.

İkişer kişilik, iki ekip halinde yapılan çatkapı çalışmasında 16 dergi dağıtıldı.


Dortmund’ta Yozlaşmaya Karşı Eylem Yapıldı
Yozlaşmaya Karşı Bayrak Açıyoruz

27 Ağustos 2016 Cumartesi günü, Almanya’nın Dortmund şehrinde “Yozlaşmaya Karşı Bayrak Açıyoruz!” kampanyası “Şehirlerimizde Fuhuş, Kumar, Uyuşturucu, Çeteleşme İstemiyoruz!” adlı eylem ile başlatıldı. Eylemi Almanya ANADOLU FEDERASYONU YOZLAŞMAYA KARŞI MÜCADELE KOMİTELERİ (YKMK) örgütledi.
Eylem saat 17:00’de Dortmund’un çarşı girişinde yapıldı. Dortmund halkı eylemi ilgiyle izledi.
Arada hep birlikte türküler eşliğinde halaylar çekildi.
Ayrıca “Yozlaşmaya Karşı Bayrak Açıyoruz! Sen de Katıl!” yazılı pankart açıldı. Bu pankartta şehitlerimiz Sergül Hatice Albayrak ve Hasan Ferit Gedik’in fotoğrafları ve kızıl bayraklar vardı.
Eylemde okunan bildiride halka ve gençlere yozlaşmanın neden ve nasıl yaygınlaştırıldığı anlatıldı.
Almanya ve Avrupa’daki yozlaşmaya ilişkin raporlar ve istatistiklerden örneklerin verildiği bildiride, emperyalist düzen içinde bu yozlaşmanın kimler tarafından nasıl yaratıldığı ve kullanıldığı konusunda bilgi verildi. 30 kişinin katıldığı eylemde “YOZLAŞMA, DİREN! TESLİM OLMA, ÖRGÜTLEN”, “YOZLAŞMAYA KARŞI OMUZ OMUZA”, “Uyuşturucu: ÖLDÜRÜR! Kumar: OCAK SÖNDÜRÜR! Fuhuş: ONURSUZLAŞTIRIR! Çeteleşme: ÇÜRÜTÜR!” sloganları atıldı.
Dortmund Aile ve Gençlik Dayanışma Evi (DayEv), Essen Eğitim ve Kültür Atölyesi (EKA) ve Köln Eğitim Sanat ve Dayanışma Atölyesi (ATÖLYE) de eyleme destek verdi.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.