Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Devrimci Eylem Çizgisi ve PKK’nin Yanlış Eylem Çizgisi -4

Devrimci Eylem Çizgisi ve PKK’nin Yanlış Eylem Çizgisi -4
Son Güncellenme : 18 Eyl 2016 15:39

DEVRİMCİ EYLEM ÇİZGİSİ VE PKK’NİN YANLIŞ EYLEM ÇİZGİSİ

BİRİ HALKIN İKTİDARINA GÖTÜRÜR DİĞERİ DÜZENE GÖTÜRÜR-4

 

SAVAŞ GERÇEĞİ DİYE HALKIN KATLEDİLMESİ MEŞRULAŞTIRILAMAZ!

DEVRİMCİ SAVAŞ HAKLI BİR SAVAŞTIR!

Milliyetçi Poyitikalar Kendisini Eylem Anlayışında Nasıl Gösterir?

Milliyetçilik burjuva ideolojisidir. Ve bu ideoloji halkı düşman görür. Halka güvenmez. Halkı kullanılacak, aldatılacak bir “nesne” olarak görür. Halkın çıkarlarını esas almaz. Kuracağı iktidar halkın devrimci iktidarı değildir.

Burjuva ideolojisinin yön verdiği milliyetçi politikalar eylem anlayışına da yansır.

Ayrı devrim, ayrı örgütlenmeyi savunan, milliyet temelinde örgütlenmeyi esas alan Kürt milliyetçiliği, eyleminde de birleştiren, saflaştıran değil; bölen ve ayrıştırandır. Dahası saflaşmayı devrim lehine değil; düzen lehine yapar. Kürt ve Türk halklarını birbirine düşman yapar. Oligarşinin halkları birbirine düşman eden şovenist politikalarına zemin sunar.

PKK’nin eylemlerinde Kürt halkının talepleri, ne istediği, yaşadığı acılar, haklılığı değil, PKK’nin eylemlerinin halka verdiği zararlar, eylemin hedefinin belirsizliği tartışılır.

Bu durum ülkemize özgü bir durum değildir sadece. Milliyetçi politikaların olduğu her yerde durum aynıdır.

 

Kürt Milliyetçilerinin Halka Zarar Veren Eylem Anlayışı
“Münferit” Midir Yoksa Bir Tarz Mıdır?

Kürt milliyetçilerinin halka zarar veren eylemleri yeni değildir. PKK siyaset arenasına çıktığından bugüne sayısız olumsuz, yanlış eylemin gerçekleştiricisi oldu. Diyebiliriz ki bu konuda Türkiye devrimci hareketine olumsuz bir gelenek bıraktı.

PKK, kendi varlık şartını, dışındaki devrimci, yurtsever hareketleri etkisizleştirmekte gördü. İdeolojisine güvensizlik, burjuva ideolojisinden etkilenme, sonuçta devrimci, yurtsever, ilerici hareketlere karşı şiddeti beraberinde getirdi.

Devrimci, yurtsever, ilerici güçlere karşı şiddet uygulayan, silah çeken, katleden, yaralayanlar halka karşı neler yapmazdı.

Otoritesini, gücünü ideolojisinden değil, baskıdan, şiddetten ve yarattığı korkudan almak milliyetçi politikaların özünde vardır. Halka zarar veren eylemler bu politikalardan beslenir. Eylemlerinde halkın güvenliğini almaz, kolaycı ve özensizdir. Bugün yaşandığı gibi ise “Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur” diyerek doğrudan halkı hedef almayı meşrulaştırır.

Dolayısıyla geçmişten günümüze PKK’nin halka zarar veren eylemleri hiçbir zaman “münferit” olmadı.

Çünkü, halka zarar veren eylem bir değil, iki değildir. Sayısız örnekleri vardır.

Çünkü, Kürt milliyetçileri halka zarar veren eylemlerini kimi zaman hiç üstlenmeyerek, kimi zaman dolaylı üstlenerek, kimi zaman “bizim böyle bir talimatımız yok, yerel güçlerimizin insiyatifi” diyerek dolaylı ya da dolaysız savunmuştur.

Çünkü, halka zarar veren eylemlerle ilgili tüm halka ciddi, sorumlu, bir daha tekrar etmeyeceğini ortaya koyan bir özeleştiri vermemiştir. Verdiği zararları telafi etme yoluna gitmemiştir. Bırakalım özeleştiriyi, özür dilemeyi, kimi kez açıklama dahi yapmamıştır.

Çünkü, özeleştiri vermiş olanlar bir daha yaşanmaması için önlemler alırlar, olayı araştırır ve kendi içinde hukukunu işleterek sorumlu olanlara ceza verir.

Bunların hiçbirini yapmamıştır Kürt milliyetçileri.

“Sivil kayıplardan dolayı üzüntü duyuyoruz” derler. Ancak arkasından da eklerler “bu bir savaş gerçeğidir”, “savaşın mağduru olmaya mahkumsunuz” derler.

Burada üzüntü yoktur. Burada özür yoktur. Çünkü halkın zarar görmesi kafalarında meşrudur. Halka güvenmezler, inanmazlar, halkı dost olarak görmezler.

“Gerçekleştirdiğimiz eylemlerde savaşın kaçınılmaz bir sonucu olarak sivil kayıpları yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Bu yönüyle de ölümlerin sorumluluğu AKP faşist rejiminindir. Bilinmesini isteriz ki; Kürdistan’da sivil Kürtler savaşın kaçınılmaz sonucu olarak değil, hedef alınarak katledilmektedir. Eylemimiz ardından yaşanan sivil kayıplar sonucunda yaratılan atmosferde, kamuoyunun yalnızca Cizre’de 300’ün üzerinde sivil insanımızın hedef alınarak vahşice katledilmesi, cenazelerin yakılması, verilmemesi üzerinden Kürt halkına yaşattırılan acıları anlamalarını umuyoruz.” (Ankara Kızılay’da halktan 38 kişinin öldüğü eylem sonrası TAK adına yapılan açıklamadan)

Bu açıklamada üzüntü de yoktur. “Biz Kürdistan’da acı çekiyoruz, biraz da siz acı çekin de bizi anlayın” deniliyor düpedüz.

Hayır bu halkın bakışı değildir. Bu milliyetçilerin bakışıdır. Acı çeken bir halk başka bir halkın acı çekmesini istemez.

Halka zarar veren eylemlerin sorumluluğundan kaçmak, savaşta düşman karşısında adeta papaz cellat rolü oynamak için TAK diye bir örgüt kurulmuştur. TAK ile PKK’nin örgütsel bir bağlantısı var mıdır yok mudur çok da önemli ve belirleyici değildir. Önemli ve belirleyici olan TAK ve PKK’nin aynı ideolojiden beslendikleridir, aynı kafaya sahip olduklarıdır, milliyetçi politikaları esas aldıklarıdır.

ML’ler bu açıdan da kesin biçimde Kürt milliyetçilerinden ayrılırlar.

Eylemlerde öncelikle halkın güvenliğini düşünürler. Halka zarar gelmeyecek şekilde eylemlerini planlarlar. Tüm bunlara karşın halka zarar verilen durumda özür dilenir, telafi etmeye çalışılır.

“Tüm hassasiyetimize rağmen hiçbir şekilde hedefimiz olmayacak gazeteci olduğu söylenen Didem Tuncay da eylemde yaralanmıştır. İstemeyerek neden olduğumuz bu yaralanmadan dolayı Didem Tuncay’dan, ailesinden, halkımızdan ve basın emekçilerinden özür diliyoruz. Didem Tuncay’ın bir an evvel sağlığına kavuşmasını istiyoruz. Didem Tuncay ve ailesinin kabul etmesi durumunda tüm hastane masraflarını karşılayacağımızı belirtmek istiyoruz.” (DHKC Açıklaması)

Burjuva medya bu açıklamayı “DHKP-C, Ankara ABD Büyükelçiliği’nde meydana gelen patlamada yaralanan gazeteci Didem Tuncay’dan özür dileyerek hastane masraflarını karşılamak istediklerini açıkladı.” diyerek duyurmuştur. Bu meşruluğun gücüdür, bu halka açıklığın, haklılığın gücüdür.

 

Bir Örgütte O Örgütten Bağımsız Eylem Olur Mu?

Olursa Bu Nasıl Bir Örgüttür?

Bir örgütte, o örgütten bağımsız bir eylem yapılamaz. Yapılıyorsa eğer o örgüt nasıl bir örgüttür? O örgütün içinde düşmanlar cirit atıyor demektir? Değilse yapılan eylem üstlenilir ve gereği de yapılır. Kürt milliyetçileri sorumluluktan kaçmak, muhasebeden kaçmak için kendi adına yapılan eylemleri kendisinden bağımsız gibi göstermiştir. Bu konuda pek çok örnek içinde iki farklı örnek verebiliriz.

Ceylanpınar’da iki polisin ölümünün ardından PKK adına yapılan açıklamada; “Bunlar PKK’den bağımsız birimler. Bize bağlı olmayan, kendi içlerinde örgütlenmiş olan yerel güçlerdir” denilerek eylemi PKK’nin yapmadığı savunuldu. Ve devamında şunlar söyleniyor: “Evet PKK disiplinli bir hareket. Ama halk nezdinde tümüyle yüzde yüz hakim olabileceğiniz bir durum söz konusu değildir. Öyle bir zemin oluştu ki bu zeminde her türlü olay gelişebilecek durumdadır. Eğer çatışma zemini yaratılırsa zaten çok basit olaylar bile büyük sonuçlara neden olabiliyor.” (KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamadan)

Bu nasıl bir örgüt? Ben denetleyemiyorum diyor. Her türlü olay gelişebilecek durumdadır diyor. Kendisini adeta inkar ediyor.

Ancak bu açıklama da sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Eğer böyle ise bu örgüt önlem almalıdır. Kendi denetimi dışında olan eylemleri mahkum etmelidir. Kürt milliyetçileri bunu da yapmazlar.

Bir başka örnek de Kürt milliyetçilerinin Cephe’ye, Cephe’nin kurumlarına saldırdığı örneklerdir. Kürt milliyetçileri son yıllarda 2004, 2005, 2006, 2007, 2009’da ve son olarak da 2014’de Cephelilere saldırdı, kurumlarını yaktılar.

Kürt milliyetçileri hiçbir saldırıyı doğrudan ve açıktan “biz yaptık” diye savunamadılar, savunmadılar. Yapanların “kendi çevreleri olduğunu”, “kitlelerini tutamadıklarını” söylediler. Savunmadıkları bu saldırıları mahkum da etmediler.

Gerçek şudur; PKK gibi merkezi bir örgütte onun iradesi dışında bir eylem olmaz. İdeolojik olarak zayıf ve haksız olduğu için yaptığını açıktan savunamaz. Yaşanan budur.

 

Devrimci Eylem ile Milliyetçi ve Dinci Eylemler Arasındaki

Farkın Temeli İdeolojiktir, Sınıfsaldır

Biz kimiz? Ne için savaşıyoruz? Kime karşı savaşıyoruz? Dost kim, düşman kim?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar bizim sınıfımızı, safımızı, ideolojimizi belirler.

İki ideoloji, iki sınıf vardır: proletarya ve burjuvazi.

Devrimciler, ML’ler proleter ideolojinin temsilcisi, burjuva ideolojisinin düşmanıdırlar. Ve ideolojilerinin gereği kapitalist düzene karşı sosyalist bir düzen için savaşır. Halkın iktidarı için savaşırlar.

Kapitalist ya da sosyalist-halkçı bir düzen. Tarih bunların dışında üçüncü bir toplumsal düzen tanımamaktadır. Bir toplumsal düzen bu ikisinden birine denk düşer.

Biz sınıfsız, sömürüsüz bir düzeni, sosyalizmi hedefliyoruz. Özel mülkiyete son verdiğimiz yerine toplumsal mülkiyeti koyduğumuz bir düzendir bizim hedefimiz.

Bu düzeni işçi sınıfı, yanına köylülüğü ve küçük-burjuvaziyi de alarak kuracaktır. Köylülük ve küçük-burjuvazinin çıkarları devrimden yanadır. Sosyalizmden yanadır.

Kurulacak iktidarın, düzenin ahlakını, kültürünü, adaletini, ideolojisini eyleminde, söyleminde ortaya koyar. Bunu yapmazsa iktidarını kuramaz, bu iktidarı yaşatamaz.

Milliyetçi, dinci anlayışın savunduğu düzen kapitalist düzendir. Toplumsal çelişkiyi sınıfsal bir zemine; proletarya-burjuvazi; ezen-ezilen; sömüren-sömürülen üzerine değil milliyet, din, mezhep temeli üzerine oturtur.

Bu yanıyla milliyetçi, dinci anlayışlar burjuva ideolojisine dayanırlar. Ondan etkilenirler. Halka bakışları da, halka yönelik politikaları da, eylemleri de, adalet anlayışları da burjuva ideolojisinin sonuçlarını taşır.

 

Halka Zarar Veren Eylem Halkın Katledilmesini Meşru Gören Anlayış

Düzeniçiliğin Sonucudur

Kürt milliyetçileri bir yandan halka zarar veren eylemler yapıyorlar, dahası bunu meşrulaştırıyorlar; “Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.” Diğer yandan Amerikan emperyalizme, AB emperyalizmine, Türkiye oligarşisine çağrı yapıyorlar; “çözüm sürecine dönülsün”, “barış” vb. diyorlar.

Kürt milliyetçileri iktidar hedeflerini yitirmiştir. İktidar ve devrimden uzaklaşanlar halkı örgütlemekten de uzaklaşırlar. Söylemde de olsa savundukları, belli etkilenmeler taşıdıkları sosyalizm inancını yitirmişlerdir. Emperyalizmin Yeni Dünya Düzenine boyun eğmişlerdir. Silahlı mücadele çizgisi iktidar için bir araç olmaktan çıkmış; barış, çözüm süreci dedikleri düzeniçileşmek ve teslimiyet için bir araca dönüşmüştür.

Tarihsel haklılık ve meşruluklarını kaybetmişlerdir. Haklılık ve meşruluk sahip olunan ideolojide, kime-neye karşı ne uğruna savaşıldığındadır.

PKK bu savaşı kazanamayacağını daha baştan kabullenmiştir. “Devletle pata durumdayız ve birbirimizi yenemeyiz” demişlerdir.

Biz ise; “… Devleti yenemeyiz düşüncesi umutsuz bir düşüncedir ve bu düşüncenin kaynağı tarihsel haklılığına ve meşruluğuna inanmamaktır. İdeolojik zayıflıktır.

Her şeyden önce böyle bir düşmanın en başta tarihsel, siyasal, ideolojik olarak yenilmiş olduğunu bilmeliyiz. Ezilen, sömürülen halklar tarihsel ve siyasal açıdan bu savaşı kazanmış durumdadırlar. Bu tarihsel haklılıktır, tarihsel zorunluluktur. Bu sınıflar savaşının, Marksizm-Leninizm biliminin yasasıdır. Büyük ustalar ‘tarihin tekerleği geri çevrilemez’ derler. Tarihin tekerleği hep ileriye doğru döner. Bu gerçek şunu işaret eder; sömürücüler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar tarihin çöplüğüne atılacaklardır. Elbette bu durum asla kendiliğinden olmayacaktır. Sömürücüleri tarihin çöplüğüne göndermek halkların haklı savaşlarıyla olanaklıdır. Bu savaşta halklar, tarihin kendilerinden yana olduklarını bilirler, tarihsel haklılıklarını bilirler. Bunun gücüyle savaşırlar ve kazanırlar” diyoruz.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.