Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > İstiyoruz Yapacağız

İstiyoruz Yapacağız
Son Güncellenme : 04 Eyl 2016 20:32

“BİZ SADECE BİR ÖGRÜTTEN BAHSETMİYORUZ SAVAŞ ÖRGÜTÜNDEN BAHSEDİYORUZ…” (DURSUN KARATAŞ)

 SAVAŞ ÖRGÜTÜYÜZ, HALK İKTİDARI İÇİN SAVAŞIYORUZ -3

Parti-Cephe Geleneğimiz Kızıldere’de Doğdu 46 Yıl Süren Dişediş Bir Savaşla Büyüttük

SAVAŞ ÖRGÜTÜ; SAVAŞA GÖRE ŞEKİLLENMİŞ KADROLAR, KOMUTANLAR VE SAVAŞÇILARDAN OLUŞUR

Savaş Örgütünün Kadroları İç Düşmana Teslim Olmazlar

Küçük burjuva zaaflar olarak nitelediğimiz bu iç düşmanın maddi zemini ülkemiz koşullarıdır. Bu koşulların içinden gelen insanlarımız, beraberlerinde eski yaşam tarzının özelliklerini de getirirler. Bu kişilik tarzı düzene; kültürel-ruhsal şekillenme ve düşünce biçimi olarak görünmeyen onlarca bağla bağlıdır. Dayının iç düşman, Marks’ın doğum lekesi dediği sorunlar tabiiki yeni duyduğumuz yeni öğrendiğimiz bir şey değildir. Geçecektir diyor Marks. Devrimcinin rahminden büyüdüğü kapitalizmin doğum lekelereni taşıması doğal olduğu kadar, bu doğum lekelerinden kurtulmanın da maddi koşullarının yeni bir üretim ilişkileri içinde mümkün olduğunu anlatır. Devrimci için yeni üretim ilişkileri, içinde bulunduğu partisi, devrimci yoldaşlık ilişkileri, devrimci ideoloji, devrimci kültür ve ahlak, yani devrime ait her şeydir.

“Özel mülkiyeti, sınıfları, sınıf sömürüsünü ve bütün sınıf farklılıklarını ortadan kaldırmak; rahminden çıktığı eski toplumun mirası olan ve özel mülkiyete dayanan bütün ekonomik, ahlaki ve düşünsel doğum lekelerini silmek ve komünizmin maddi-manevi koşullarını yaratmak için; siyasi, ekonomik, ideolojik ve kültürel alanlarda bazı temel dönüşümler yapmak ve eşi görülmedik derecede şiddetli ve karmaşık bir sınıf mücadelesinden geçmek gerekir.” (Karl Marx, F. Engels, Lenin-Proletarya Diktatörlüğü Üzerine)

Marks, yeni bir toplumun içinden çıktığı eski toplumun izlerini üzerinde taşıdığını anlatır. Ve yeni bir toplum ancak, üzerinde taşıdığı eski toplumun “doğum lekeleri” ile mücadele ederek gelişecektir. Bu bize aynı zamanda, devrimcilerin de içinden çıktıkları toplumun “doğum lekelerini” taşıyacaklarını anlatır. Eksiksiz ve zaafsız olma hayali güzel olabilir, fakat devrimciler hayalci değildir. Bilimsel gerçeklere, kafalarındaki hayaller nedeniyle gözlerini kapamazlar. Gerçekler nedir?

Küçük burjuva zaaflar olarak nitelediğimiz bu iç düşmanın maddi zemini ülkemiz koşullarıdır. Bu koşulların içinden gelen insanlarımız, beraberlerinde eski yaşam tarzının özelliklerini de getirirler. Bu kişilik tarzı düzene; kültürel-ruhsal şekillenme ve düşünce biçimi olarak görünmeyen onlarca bağla bağlıdır. Dayının iç düşman, Marks’ın doğum lekesi dediği sorunlar tabiiki yeni duyduğumuz yeni öğrendiğimiz bir şey değildir. Geçecektir diyor Marks. Devrimcinin rahminden büyüdüğü kapitalizmin doğum lekelereni taşıması doğal olduğu kadar, bu doğum lekelerinden kurtulmanın da maddi koşullarının yeni bir üretim ilişkileri içinde mümkün olduğunu anlatır. Devrimci için yeni üretim ilişkileri, içinde bulunduğu partisi, devrimci yoldaşlık ilişkileri, devrimci ideoloji, devrimci kültür ve ahlak, yani devrime ait her şeydir.

Yani, kapitalist sistem içinde yetişen hiçbir insan zaafsız değildir. Ama bu zaaflar da yenilmez değildir. O halde, tüm devrimcilerin öncelikli görevlerinden biri, kendi eksik ve zaaflarına karşı mücadele etmektir. Bunu örgütsel olarak değerlendirirsek, bir savaş örgütü, kadrolarının, savaşçılarının, komutanlarının, taraftarlarının eksikleri ve zaaflarına karşı mücadele ederek gelişecektir.

Savaş örgütünün kadroları olmak, savaş örgütünün komutan ve savaşçıları olmak bu görevi ertelemeksizin yerine getirmeyi de gerektirir. Eğer, düşmana karşı sağlam bir savaş örgütü yaratmak istiyorsak, eğer gerçekten devrimi istiyor ve onu almak için her türlü bedeli ödemeye hazır olarak savaşmak ve en önemlisi bu savaşı kazanmak istiyorsak, bu savaşa her zaman hazır olmak zorundayız. Bu savaşta eğer partimizi yenilmez bir kale gibi sağlamlaştırmak istiyorsak, başta gelen görevlerimizden biri eksik ve zaaflarımıza karşı mücadele etmektir. Neden?

Çünkü; düşmanın kaleyi içten vurduğu koşullarda zafere ulaşmak imkansızdır.

İç düşmana karşı mücadele etmenin ve kazanmanın zemini, yaşamın her anında, her alanda süren savaşımızdır. Düzenle devrimin, eskiyle yeninin savaşı bu. Köhneyip çürümüş olanın yıkılıp yerine yeninin konulması için süren savaş. Mücadele etmeden devrim olmayacak, devrim olmadan halklarımız özgürlüğüne, vatanımız bağımsızlığına kavuşmayacak.

Evet, tüm bunlar için mücadele etmek gerekiyor. Amansız bir savaşı sürdürmek gerekiyor. AKP hükümeti, en ufak bir muhalif sese dahi tahammül etmezken; Cephe, öle vura, vura öle bir savaşı sürdürüyor.

Hayat boşluk tanımaz, diye hepimizin bildiği bir söz vardır ki, bugün Cephelinin uzanmadığı, umudun tanıtılmadığı yerlerde ve halk kitlelerinde de boşluk olmamakta, o boşluk diye tabir edilen yerler düzen tarafından doldurulmaktadır. Bu nedenle Cepheli bir anının bile bu savaşın dışında olmasına izin vermemelidir. Çünkü bilmelidir ki, bıraktığı boşluklar bu savaşın dışına düşmek, düzenin kendi içine sızmasına izin vermektir. Ve Cepheli bilmelidir ki, kendini savaşa göre ayarladığı oranda, çevresine daha fazla umut saçacaktır.

İç düşmanla mücadele etmek, kafamızda soyut bir kavram olmaktan çıkarılıp somutlanmalıdır. İç düşmanla mücadele etmek, birincisi ideolojik eğitim, ikincisi pratik mücadele demektir. Eğer kendimizi ideolojik olarak sürekli eğitiyor, ikincisi pratik olarak öğrendiklerimizi uyguluyorsak ve bunu süreklileştirmişsek, iç düşmana karşı savaşımız da teorik bir tespit olmaktan çıkıp, yaşama geçen bir pratik haline gelmiş demektir.

 

Savaş örgütünün kadroları demokratik mücadele ile illegal mücadelenin diyalektik bağını kurar

Nedir demokratik mücadele ile illegal mücadelenin bağını kurmak?

Herşeyi savaşa göre örgütlemek demektir.

Bunun için öncelikle savaşımızın niteliği yanında hangi koşullarda savaştığımızı bilmek durumundayız.

Birincisi, ülkemizde emperyalizm ve oligarşinin krizi öylesine derinleşmiştir ki, değil halka karşı savaşta, birbirlerine karşı savaşlarında bile herhangi bir hukuk, yasa, kural tanımaz durumdadırlar. Halka ve devrimcilere karşı savaşlarında bunun kat be kat fazlasını yaptıklarını ve yapacaklarını biliyoruz.

İkincisi, rakamların ortaya koyduğu gerçektir, ki devletin tümüyle bu savaşa göre örgütlendiğini açık olarak gösterir. Örneğin;

– Türkiye, kişi başına düşen polis sayısı bakımından dünyada ikinci sırada. AKP’nin iktidara geldiği günden beri Emniyet Müdürlüğü personeli yüzde 46 oranında artarak 300 bini aştı.

– TSK’da 344’ü general ve amiraller olmak üzere 708 bin kişi görev yapıyor.

İçişleri Bakanı Efkan Ala, “Kasım 2014 itibarıyla, 81 il merkezinde MOBESE kurulumu tamamlanarak faaliyete geçirilmiştir.”

– 2014 bütçesinde Emniyet’in ödeneği, Genelkurmay’ın iki katına yakın arttı.

– Bütçeden istihbarata da rekor pay ayrıldı. MİT’in 2014 ödeneği 1 milyar 58 milyon lirayla Başbakanlık’tan 125 milyon fazla… Son beş yılda harcamaları ikiye katlanan MİT, önümüzdeki yıl Cumhuriyet tarihinin de en büyük ödeneğini almış olacak.

– Yasal-yasadışı dinlemeler ayyuka çıkmış durumdadır…

– Polis, asker ve MİT’in teknik, teçhizat, donanımı sürekli artırılmakta ve yenilenmektedir…

Bu emperyalizm ve oligarşinin halka karşı yükselttiği savaşın nedenlerini ve boyutlarını anlatmaktadır.

O halde, savaş örgütünün kadroları savaşımızı örgütlerken, bu koşullarda ayakta kalacak, örgütlenecek, gelişecek, düşmana darbeler vururken halkı örgütleyecek bir örgüt yaratma perspektifinde olacaklardır.

Bunun için demokratik mücadeleyi de militan bir tarzda ele alan ve yürüten kadrolara ihtiyaç vardır. Bilinir, ülkemizde demokratik mücadele alanında da reformizmin, oportünizmin, Kürt Milliyetçiliğinin kazandığı mevzi hemen hemen olmamıştır. Bunun nedeni, teori ve pratiklerini silahlı mücadele karşıtlığı üzerinden şekillendirmeleridir. Bunun sonucu olarak, demokratik mücadeleyi de militan bir mücadele biçimi olarak ele alamamakta, demokratik mücadele alanında da uzlaşmacı, teslimiyetçi çizgi ile hareket etmektedirler.

Savaş örgütü, bu pratikle silahlı mücadele çizgisi ile ayrıldığı gibi, aynı zamanda demokratik mücadeleyi ele alışıyla da ayrılır. AKP iktidarının, OHAL yasaları ile gündeme getirdiği son saldırılarına alınan tavır da bunun bir örneğidir. Reformizm, oportünizm, Kürt Milliyetçiliğinin peşine takılarak AKP-CHP-MHP ile ortak mitinglerde boy göstermeye çalışırken, AKP iktidarı oligarşinin tüm güçlerini birleştirerek halka karşı savaşı büyütmeye çalışıyordu. Bunun karşısında, mahallelerde halkı sokaklara çıkararak, milis güçleri ve halkın diğer kesimleriyle mahalleleri AKP’nin saldırgan faşistlerine karşı savunarak daha ilk andan direniş örgütleyen devrimciler oldu. AKP iktidarı, OHAL yasaları ile bırakalım savunma hakkını, avukatlık yapmayı olanaksız hale getirirken, bunun karşısında direnen ve AKP iktidarını gerileten devrimci avukatlar oldu. Hapishanelerde devrimci tutsakları saldırının hedefi yaptılar, zindanları direniş alanına çeviren, hücreleri yakarak yeni direniş biçimleri de geliştiren özgür tutsaklar oldu.

Savaş örgütünün kadroları tek başına bulundukları alanda bir örgüt yaratan olmalıdırlar. Önderlerimizden Niyazi Aydın’ın sözü aklımızdan çıkmamalıdır; “Ben varsam Devrimci Sol var”.  Bu söz bize tek bir kadromuzun bile bulunduğu birim ve alanda hareketi örgütleyebileceğini anlatır. Dünya devrim tarihinde de bunun örnekleri vardır. Tek bir devrimci, bir fabrikayı örgütler, bir mahalleyi örgütler, bir köyü örgütler ve mücadeleye katar. Sıfırdan başlayarak, önce halkı tanır, halkın özelliklerini öğrenir, halkla kaynaşır, kendini kabul ettirir ve giderek halkı adım adım örgütler ve savaşa kazanır.

Savaş örgütünün kadroları, sadece demokratik mücadele alanı ve yöntemleri ile savaşın zafere taşınamayacağını bilirler. Sadece demokratik mücadeleyle yetinmek, iktidar mücadelesi yürütmemek demektir. Ki, iktidar mücadelesi yürütmeyen bir hareketin demokratik haklar ve özgürlükler alanında da başarı elde etmesi, faşizm koşullarında mümkün değildir.

O halde, savaş örgütünün kadroları, öncelikle iktidar mücadelesi yürüttüklerini bir an bile olsun unutmamalıdır. Savaşımız iktidar olmak içindir. Halkın iktidarını kurmak içindir. Bu savaşımızın silahlı mücadele çizgisine göre örgütlenmesidir. Silahlı mücadeleye göre örgütlenmek demek, her alanda illegal örgütlenmeler yaratmak ve büyütmektir. Her alanda, halk milislerini, halk cephesini örgütlemek ve büyütmektir. Kırlarda ve şehirlerde gerilla birliklerini örgütlemek ve büyüterek, gerilla ordusu ve nihayetinde halk ordusu yaratmaktır. O halde, savaş örgütünün kadroları, savaşçıları, komutanları Stratejik Hedefe kilitleneceklerdir.

 

Savaş Örgütü Kadrolarının Stratejik Hedefe Kilitlenmesi Zorunluluktur

“Savaş örgütünün kadrosu, politikası, eylemi, örgütlenme tarzı, çalışma tarzı… tüm hepsi stratejik hedefe kilitlenmiştir.”. Bundan ne anlamalıyız?

Savaş stratejimiz Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisidir. Bu savaşımızın, “öncü savaşı” aşamasından geçen bir halk savaşı olduğunu anlatır. O halde, savaş örgütünün kadrolarının birinci görevi bu savaşın örgütlenmesini, kurmaylığını yapmaktır. Nasıl yapacak?

Kendisi savaşa hazır olacak. Halkı savaşa göre örgütleyip, savaştıracak.

Kendisi savaşa hazır olmak ne demektir?

Bir savaş örgütünün kadrosu her şeyden önce ölmeye ve öldürmeye hazırdır. Çünkü, savaşın doğası ölmek ve öldürmek üzerine kuruludur. Ölmeye ve öldürmeye hazır olmayanlar, savaşamazlar, halkı savaştıramazlar. Küçük burjuvazi, ölüm kelimesinden pek hoşlanmaz. Küçük burjuvazi ideolojisi gereği idealist bakış açısına sahiptir. Nesnel gerçekleri kavramak ve nesnel gerçekler üzerinden hareket etmek yerine, kendi duygularını, düşüncelerini, korkularını, kaygılarını, alışkanlıklarını temel almak ister. Savaşın doğasına da bu nedenle itiraz eder, ölmenin ve öldürmemenin olduğu bir mücadele biçimi hayal etmeye çalışır. Elbette, savaşın nesnel gerçekliği, küçük burjuvazinin hayallerine göre biçimlenmez. Savaşın yasaları sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkilerinin derinliği, yarattığı çatışmanın ideolojik, politik, örgütsel, tarihsel birikimi üzerinden şekillenir. Ve milyonların katledildiği yıkıcı bir savaştır bu. Bu savaşın yaratıcısı emperyalizm ve oligarşik güçler, yani sömürücülerdir. Sömürü düzenlerinin devamı için savaşırlar. Haksız ve gayrı meşru durumdadırlar. Savaşın diğer cephesinde, halklar vardır, ki, emperyalizm ve oligarşinin sömürü düzenlerine son vermek için savaşmak durumunda kalırlar, haklı ve meşru bir savaş yürütmektedir. Bu durumda, ölmek ve öldürmeye hazır olmak, halk güçleri için bir tercih sorunu değildir, savaşın yasalarına uygun hareket etmenin bir gereği, bir zorunluluktur.

Ölmek ve öldürmeye hazır olmak ne demektir? Ölmek ve öldürmeye hazır olmak, sınıf bilincine sahip olmaktır. Ölmek ve öldürmeye hazır olmak, iktidar bilincine sahip olmaktır. Stratejik hedef iktidar hedefidir. Savaşımız, emperyalizm ve oligarşinin ülkemizden başlayarak tüm dünyada iktidarına son verme, halkın iktidarını kurma savaşıdır. Savaşımızın niteliği de doğal olarak buna uygun şekillenmiştir. Savaşımızın stratejisi doğal olarak buna uygun belirlenmiştir. Sınıf çelişkilerinin keskinliği, halk güçleri için tüm dünyada yaşamı ölümden beter hale getirmiştir. Denilebilir ki, savaşmadan yaşamak olanaksız hale gelmiştir.

Sınıflı bir toplumda yaşarken sınıf savaşı içindeyken, duygu ve düşüncelerimizde kin duygusunun, intikam anlayışının, ilk fırsatı bulanda öç alma isteğinin bulunmaması da düşünülemez. Doğanın işleyiş yasasına aykırıdır bu. Savaş, iktidar hedefiyle, sınıf kini, yani yaşadığımız yoksulluğun, gördüğümüz zulmün hesabını sorma isteğinin, diğer bir ifade ile adalet isteğinin birleştiği bir mücadeledir.

Sadece son yılların dökümüne bakalım:

Dünyada 840 milyon insan her gün yatağına aç giriyor.

Her yıl 18 milyon insan direk açlıktan, 70 milyonu ise açlığa bağlı sebeplerden ölüyor. Bunu tek bir sebebi vardır: EMPERYALİZM! Emperyalizmin sömürü, talan ve kar düzenidir. Bir avuç asalağın dünya zenginliklerinin çoğuna el koyması milyarlarca insanın açlık, susuzluk ve sefalet içinde yaşamasının bedelidir. Dünya gıda pazarının %85’ini Cargill, Archer Midland, Bunge ve Lovis Dreyfus gibi 10 büyük tekel kontrol ediyor ve onların kar hırsı yüzünden 840 milyon insan açlık çekiyor, milyonlarcası açlıktan katlediliyor!

– Dünyanın toplam varlıklarının %80’ine dünya nüfusunun sadece %9’luk bir azınlığı sahip. Nüfusun geri kalan %91’i ise %20’yi paylaşmak zorunda.

– BM açıklamasına göre dünyada yaaşayan 6 milyar insanın %67’si yoksuldur. Dünyanın en fakir 61 ülkesinin dünya toplam gelirinden aldığı pay sadece %6’dır.

– Öte yandan temel hak ve özgürlükler açısından bugün burjuva demokratik ülkelerin bile tamamı faşizmin sınırındadır.

Bu tablo savaş örgütünün kadroları için, emperyalizme faşizme kinle dolmanın nedenidir. Sınıf kini, halkımızın açlığına, yoksulluğuna son vermek, zulme son vermek savaş örgütü kadrolarının temel motivasyon kaynağı olacaktır. Savaş örgütü kadroları bu tabloyu içinde hissedecekler, tüm sorunlara, olaylara, yaşama, çelişkilere öncelikle bu tablo çerçevesinde bakacaklar. Bu temel çelişkinin çözümüne hizmet etmeyen, herhangi bir konuyu, herhangi bir sorunu, öncelik ve temel sorun haline getirmeyecek, tüm gücüyle temel çelişkinin çözümüne yoğunlaşacaktır.

Savaş örgütünün kadroları, bulunduğu birimi, alanı savaşa göre örgütleyecektir. Savaşa göre örgütlenmek, aklımıza ilk gelenin legal, düşmanın gözü önünde ilişki yürütmek değil, demokratik faaliyetlerimizin bile düşmanın örgütleniş biçimini çözemediği, gizlilik kurallarına uygun örgütlenmesi, asıl olarak ise illegal alanın örgütlenmesine yoğunlaşmaktır. İllegal alanın örgütlenmesi, kadro için artık bir alışkanlık haline gelir. Her yere, her olanağa bakarken, aklında illegal alanın, silahlı mücadelenin ihtiyaçları gelecektir. Her yere her olanağı bakarken, aklına savaşın örgütlenmesinde stratejik bölgeler ve alanlar gelecektir. Gücümüzü, bu çerçevede yoğunlaştıracak, savaş örgütünü stratejik hedefe kilitlenmiş sıkılı bir yumruk haline getirecektir.

Bileceğiz ki, stratejik hedefe kilitlenmenin önündeki engeller, dış düşman olduğu kadar iç düşman dediğimiz küçük burjuva zaaflar ve eksiklerdir. İç düşmana karşı mücadelemizin bir yanı da budur, stratejik hedefe yönelmemizin önündeki engelleri kaldırmak. Bu mücadelemizi kendimizden başlayarak tavizsiz, uzlaşmasız sürdüreceğiz. Küçük burjuva zaafların kökeni bireycilik, bencilliktir. Bu burjuva ideolojisidir. Savaş örgütünün kadrolarında bireyciliğe-bencilliğe yani burjuva ideolojisine saflarımızda izin veremezler. Bilirler ki, burjuva ideolojisini kendi içimizde taşıyarak burjuvaziye karşı savaş kazanamayız.

Savaşımızda bireyselliğin en uç görünüm biçimlerinden biri rahata düşkünlüktür. “Ben” yenilmediği ve aşılmadığı sürece, tüm yaşam bunun etrafında değerlendirilmeye ve görülmeye başlanır. “Ben” Rahat çalışma olanaklarına sahip olmalıdır. Ben kendi karar verdiği kadar yük omuzlamalıdır.

“Ben” her şeyin en iyisini bilen görünümünde ortaya çıkar. Ahkam kesmeye bayılır. Fakat iş yapma, savaşma sırası kendine gelince, mızmızlanmaya ya da ayak diremeye başlar. Yaşamında oluşturduğu statükoların bozulmasını istemez. Yeni mücadele biçimleri, yeni örgütlenmeler yaratmak için düşünmez.

Bireyselliğin, kendini beğenmişliğin en uç noktası kendini dayatmaktır. Ben, kendini dayatır, savaşın gelişiminin önünde ayak diretir. Savaşın gereklerini yerine getirmede yetersizleşmektir. Savaşı geliştiren değil, durağanlaştıran, statü yaratan bir düşünme ve yaşam anlayışı biçimidir,statükocu bir kişilik yapısının kendisini aşamamasının somut bir belirtisidir. Örgüte kendimizi dayatma ve ayak direme değişik biçimlerde olabilir. Bulunduğumuz alanda savaşı geliştiremiyorsak, yeni alternatif kadrolar yetiştiremiyorsak, üretici ve yaratıcı yeni mücadele yöntemlerini yaşama geçiremiyorsak, kendimizi dayatmaya başlamışızdır.

Savaşın içinde her zaman bizden kaynaklanan eksikliklerimiz olacaktır. Eski yaşam tarzından ve onun etkilerinden bir çırpıda kurtuluvermek olanaksızdır. Asıl sorun ise stratejik hedefimizden kopmadan eksikliklerimizi aşma yönünde göstereceğimiz çabadır.

 

Savaş Örgütü Herkesi Savaştırır Ama İdeolojik-Politik Çürümeye İzin Vermez

“Biz, kapitalizm altında büyümüş, kapitalizm tarafından yoksun bırakılmış ve bozulmaya uğramış ama kapitalizmle mücadelenin çelikleştireceği o erkek ve kadınlarla sosyalizmi kurmak istiyoruz.” (Lenin)

Ne anlatır Lenin burada?

Devrim gerçeğini anlatır. Devrim halkla yapılır, sosyalizm halkın iktidarı ile inşaa edilir. Bu halk, bilinmeyen bir yerden bilinmeyen yöntemlerle gelen insan topluluğu değildir. Halk kapitalist sistem içinde yaşayan ve sömürülen insan topluluğudur. Bu sömürü ve baskı sistemi altında, kişiliği, kültürü, ahlak anlayışı, düşünce tarzı, yaşam biçimi, bilinci… hem olumlu ve hem de olumsuz yanlarıyla şekillenen insan topluluğudur. Bu nedenle halk, hem kapitalizmin bilincini bulandırdığı, burjuva ideolojisinin etkilerini üzerinde taşıyan bir kitle, ama aynı zamanda emperyalist ve oligarşik sınıflarla çelişki ve çatışma içinde, mücadelenin çelikleştirdiği bir sınıftır.

Devrim tam da bu kitlelerin eseri olacaktır. O halde, bir savaş örgütü bu kitleleri örgütleyecek ve savaştıracaktır. Bunun için, savaş örgütünün “şu savaşamaz”, “bundan savaşçı olmaz” gibi tercihler yapacak bir lüksü yoktur. Savaş örgütü tüm halkı savaştıracak bir perspektife sahip olmak durumundadır. Kimdir tüm halk? Bir avuç işbirlikçi ve hain dışındaki herkestir. Ancak bir kişi ya da kişiler artık örgütümüzü ideolojik-politik olarak çürütmeye başlarsa, o zaman o kişi ile bağımızı keseriz. Bunun dışındaki herkesi eğitmek ve savaştırmak, savaş örgütü kadrolarının görevidir.

 

Sonuç olarak:

– Savaş örgütü, dünyayı ve ülkeyi tahlil etmiş, kendini bugünün dünyası ve ülkemiz gerçekleri çerçevesinde savaşa göre örgütlemiştir

– Savaş Örgütü Olmak İdeolojik Netliğe Sahip Olmaktır

– Savaş Örgütü, Stratejik Hedefinden Hiçbir Zaman Kopmaz… demiştik. Savaş örgütünü incelemeye devam edelim.

– Savaşa göre şekillenmiş kadrolar, komutan ve savaşçılar olmadan da bir savaş örgütü olmak mümkün değildir. Diğer bir ifade ile:

– Bir savaş örgütünün kadroları, komutanları, savaşçıları savaşa göre şekillenmiştir

– Savaşa göre şekillenmek, bugün sahip olduğun ve yarın sahip olacağın özelliklerle yetinmemek sürekli yenilenmek ve gelişmektir.

– Halkı nasıl örgütleyeceğiz? Düşünce tarzımız devrimci olacak. Yaşamımız devrimci olacak. Çalışma tarzımız devrimci olacak.

– Savaş Örgütünün Kadroları İç Düşmana Teslim Olmazlar

– Savaş örgütünün kadroları demokratik mücadele ile illegal mücadelenin diyalektik bağını kurar

– Savaş Örgütü Kadrolarının Stratejik Hedefe Kilitlenmesi Zorunluluktur

– Savaş Örgütü Herkesi Savaştırır Ama İdeolojik-Politik Çürümeye İzin Vermez

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.