Örnek Resim

Anasayfa > HABER > Mücadelede Yitirdiklerimiz

Mücadelede Yitirdiklerimiz
Son Güncellenme : 04 Eyl 2016 23:09

Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm Mücadelesinde Yitirdiklerimiz
12 – 18 Eylül

 

Mehmet Soylu:

12 Eylül 1979 Kars Yeni Mahalle’de faşistler tarafından katledildi.

 Yüksel Kaşıkçı:

12 Eylül 1979, Halkının devrim mücadelesinde bir DEV-GENÇ’li olarak yer aldı. Okmeydanı’nda faşistlerle girdiği çatışmada şehit düştü.

Ümüş Şahingöz:

Ümüş, 1969 yılında Yozgat’a bağlı Şefaatli ilçesinin Halaçlı köyünde doğdu. Lise yıllarında devrimcilere sempati duymaya başladı. 1992’de örgütlü mücadele katıldı. Örgütlü olduktan sonra, önce köyünde, Yozgat’ta mücadele etti. Ardından değişik yerlerde görevler üstlendi. Artık onun için aslolan mücadeleydi.

1997 Martı’nda gözaltına alınarak tutuklandı. Önce Kocaeli, sonra Sağmalcılar ve en son Ümraniye Hapishanesi’nde kaldı. 330 gün boyunca açlığa, zulme, katliamlara, işkencelere direndi. 330 gün boyunca, rüşvetleri, düzenle uzlaşmayı elinin tersiyle itti. Onun için yalnız direniş, yalnız zafer vardı. Ümüş Şahingöz, ölüm orucunu sürdürdüğü Armutlu’da 14 Eylül 2001’de şehit düştü.                                                                    

Rıfat Özgüngör:

1969 Samsun Vezirköprü doğumludur. Devrim mücadelesine üniversite yıllarında katıldı. Mücadele Gazetesi’nin Sivas Temsilciliği’ni yaptı. 2 Temmuz Sivas katliamı sonrasında faşistlere karşı tepkileri örgütleyen komite içindeydi. 15 Eylül 1994’te Hafik’in Ekinözü Köyü’nde jandarma tarafından tutsak edildi. Karakolda işkencelerden geçirildikten sonra katledildi. Şehit düştüğünde Ahmet Karlangaç Kır Birlikleri’ndeydi.

Cengiz Yıldırım:

1977 doğumlu, Bursa Gemlik’te oturan Yürüyüş dergisi okuru bir emekçiydi. Çalıştığı Gemport Nemtrans şirketinde 2010 yılı sonunda sendikalaşma sürecine girerken, Cengiz, direnişin her aşamasının emekçisi oldu. Nemtrans direnişi sonuçlandığında “Asıl şimdi işçi oldum” demişti. Düzenin önüne çıkarttığı zorluklar karşısında içine düştüğü bunalımlar sonucunda 17 Eylül 2011’de intihar ederek yaşamına son verdi.

 

Victor Jara:

Şarkım ne gelip geçici övgüler düzer  / Ne de başkalarına ün katar,  / Yoksul ülkemin / Kök salmıştır toprağına.  / Orada, her şeyin bittiği / Ve her şeyin başladığı yerde,  / Söylerim o her zaman yiğit ve derin / Sonsuza dek yeni olacak şarkıyı.

Şilili Sanatçı Victor Jara, müziğiyle halkının sesi olduğu için cuntacıların hedefi haline gelen sanatçılardandır. Halkın acılarını, sömürüyü, emperyalizmin politikalarını anlattı şarkılarıyla.  “Marksist kanser sökülüp atılacaktır” diyerek insan avına çıkan Şili’nin faşist diktatörü Pinochet’in ilk hedeflerinden biri oldu. Tutsak edilerek Santiago Stadyumu’na doldurulan ve orada 16 Eylül 1973’te işkencelerde katledilen on binlerce Şilili’nin arasında Victor Jara’da vardı. Gitarını çaldığı eli kırılır, şarkı söyleyen dili kesilir ama pes etmez yüreği. Devam eder ayaklarıyla, kırık parmaklarıyla ritim tutarak halkın sesi olmaya.

***

“Ben örgütlendikten sonra, bütün insanları sevmek gerektiğini öğrendim. Bu örgütün bana kazandırdığı en büyük şey sevgiyi öğretmek oldu. Yani düzende kafamı bozan, her hangi bir şeye kızdığım bir insanı çok kolay kaldırıp atarken, burada hiç bir insanın kaldırılıp atılamayacağını, herkese harcanan emeği, yüzyüze tanımadan halkım dediğimiz insanları sevmeyi ve neden onlar için savaştığımızı öğrendim.” Ümüş Şahingöz

***

Bir yoldaşı Rıfat Özgüngör’ü anlatıyor:

“devrimciliğin yaş değil, inanç ve bilinç işi olduğunu Rıfat bir kez daha gösterdi.”

 

Rıfat’ı düşündüğümde gözümün önüne gelen ilk görüntü bir düğünde, şenlikte, gezide çekilen halaylarda coşku ve neşeyle halayı omuzlayışı. Halayı omuzlar gibi kavgayı da omuzladı. Neşesi ve coşkusu hiç azalmadan geleneğimize yakışır bir şekilde silahsız da olsa düşmanı işkencede yenilgiye uğratarak şehit düştü.

Rıfat’la aynı memleketteniz. Samsun’un Vezirköprü ilçesinden. Onu ilk, abimin oğlunun sünnet düğününde tanıdım. Sivas Mücadele bürosundan bir arkadaşın da olduğunu söylediler tanışmak istedim. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyorduk. Aynı kavganın insanı olmak, aynı değerlere sahip olmak, dost sıcaklığı için yeterliydi. O dönem Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öğrencisiydi. Zaman zaman ailesini ziyarete gelirdi.

Vezirköprü o dönem oportünizmin 12 Eylül sonrasında teslimiyeti ve suskunluğu seçmesiyle birlikte suskunlaşmıştı. Hala devrimci olduğunu iddia edenler, boş gevezelikten başka bir şey yapmazken “Siz daha dünkü çocuksunuz” diyerek bizi küçümserken devrimciliğin yaşla değil, inanç ve bilinç işi olduğunu Rıfat bir kez daha gösterdi. Bazen oportünistlerin bu durumuna kızar “bunları harekete geçirmek için illa birimizin katledilmesi mi gerekiyor” derdik. Ama onları bunun bile harekete geçiremediğini Rıfat’ın cenazesinde gördük. Bunlardan bir şey olmaz dedikleri halk, 12 Eylül’ün ölü toprağını çoktan üzerinden atmışken, onlar ölüler gibi konuşmadan, düşünmeden yaşamaya devam ediyorlar.

Çok sık olmasa da Vezirköprü’ye geldiğinde mutlaka görüşüyorduk. Bazen “Önce kim şehit düşecek” diye birbirimizle iddialaşırdık. Rıfat kendini yenilemede, aşmada da ısrarlı ve inatçıydı. En küçük fırsatları dahi insanları örgütlemek için, bir şeyler anlatmak için değerlendirir, bitmez bir enerjiyle çalışırdı. Onu bir dakika bile boş bulmak mümkün değildi. Onu ya insanlarla konuşurken ya da işlerine yardımcı olurken görürdük.

Hareketin olanaklarını büyük bir titizlikle korur sahiplenirdi. Ailesinin ekonomik durumu iyi olmasa da evinden köyünden getirdiği yiyecekleri insanlarımıza ulaştırmaya çalışırdı. Daha ekonomik ve insanlarla sohbet olanağı daha fazla olduğu için trenle yolculuk yapardı. Sivas-Samsun arasında tanıştığı birçok insan vardı. Sivas Mücadele Bürosunda emeği geçen, militan gazetecilik anlayışının somutlandığı bir insandı Rıfat. Sivas’ta TÖDEF rehberlik masalarında insanlara yardımcı olmaya çalışırken görürüz Rıfat’ı. Kız kardeşim Sivas Cumhuriyet Üniversitesini kazandığında rehberlik masasına uğramasını ve Rıfat’ı bulmasını söylemiştim. Daha kız kardeşim Rıfat’ı aramadan, Rıfat yeni gelen her öğrenciyle ilgilendiği gibi kız kardeşimi de bulmuştu bile.

Onu en son gördüğümde çok fazla sohbet imkanı bulamadık. Ayrılırken; “Belki bir daha görüşemeyiz” derken farklı bir alanda çalışmaya başlayacağını anlamıştım. Bir an ne diyeceğimi şaşırmıştım. “Mücadele içinde olacağını bilmek yeter, belli olmaz bir gün bir yerde karşılaşırız” demiştim. Ama göremeyeceğim için de üzülmüştüm.

Tutuklandıktan kısa bir süre sonra onun katledildiğini öğrendim. Görüşe gelen aileler “Senin hemşerinmiş, Sivas’ta katledilmiş” dediklerinde ilk aklıma gelen Rıfat oldu. Ölümü kucaklamada sen önce davrandın Rıfat, şehit düştün. Cenazesine katılan insanlar, vücudundaki izlerden işkence yapılarak katledildiğinin belli olduğunu söylerken kin ve öfkem bir kat daha arttı. İşte böylesi anlarda cezaevinde olmak insana çok zor geliyor. Düşman alçak, düşman namertti, direnişe tahammülü yoktu, Rıfat’ı işkence ile katletmişti.

Rıfat şimdi senin tanıdığın, emek verdiğin insanlar kavgayı omuzladı. Rıfat abileri gibi olmak, onun gibi savaşmak için seni örnek alıyorlar. Senin coşkunu ve kararlılığını kavgamızda yaşatacağız. Sana ve tüm şehitlerimize söz veriyoruz, devrim sözümüzü tutacağız.


“Şarkım ne gelip geçici övgüler düzer
Ne de başkalarına ün katar,
Yoksul ülkemin
Kök salmıştır toprağına.
Orada, her şeyin bittiği
Ve her şeyin başladığı yerde,
Söylerim o her zaman yiğit ve derin
Sonsuza dek yeni olacak şarkıyı”

 

 

 

 

 

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.