Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Solun Köşe Taşları

Solun Köşe Taşları
Son Güncellenme : 11 Eyl 2016 15:00

 

FAŞİZME KARŞI OLDUĞUNU SÖYLEYENLERİN,

FAŞİZMLE UZLAŞMAK İÇİN  KURDUKLARI ‘YENİ’ BİRLİKLERİNE DAİR… (2. Bölüm)

Tasfiyeci solculardan oluşan “Faşizme ve OHAL’e karşı Emek ve Demokrasi için Güç Birliği” adına konuşan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, Dünya Barış Günü’nde alanlarda olacaklarını aktarıp ekliyor: “… Önümüzdeki günlerde mevcut AKP hükümetine karşı biz toplumsal çatışmadan yana olmadığımızı göstereceğiz.” (Evrensel/DİHA)

Gösterin elbette… Mayıs 2016’da Taksim’den Bakırköy’e kaçarken neyi gösterdiyseniz yine gösterin. Ki düzenden icazet dilenmek dışında göstereceğiniz başka bir şeyiniz de kalmamıştır artık.

Tarihe, işçiden dayak yiyen yegane DİSK Başkanı olarak geçen patron sendikacısı Kani Beko, “… toplumsal çatışmadan yana olmadığımızı göstereceğiz…” diyerek birliklerinin niteliğini de itiraf etmiş sayılır. Faşizme karşı çatışmaktan yana değillerdir. Çünkü, devrimden yana değillerdir. Faşizmle çatışmaktan yana değilseniz, uzlaşmaktan yanasınızdır. Bunun arası, ortası yoktur. Ki bu “yeni” birlikleri, 1 Mayıs’ta Taksim’den kaçıp Bakırköy’e gidenlerin birliğinden başka bir şey değildir.

Ülkemizdeki reformist, oportünist kesimlerin kurduğu birliklerin ölü doğmasına ve doğduktan bir süre sonra da sessiz sedasız ölmesine yol açan temel sebep esas olarak budur. Kurulan birlikler devrim için oluşturulmamış ve karşı-devrimle çatışmaktan kaçınılmıştır. Böyle olduğu içindir ki, hemen hepsi devrimci mücadele içinde kalıcı izler, dersler, ilkeler, gelenek ve değerler bırakmadan sona ermiştir.

 

Tasfiyeci Solculuğun “Birlik”lerinin Ortak Özellikleri

Reformizm, oportünizm ve Kürt milliyetçiliğinin dünden bugüne oluşturdukları birliklerin temel özelliklerinin başında bu oluşumların devrim için olmadığı gerçekliği vardır.

Devrim iddiası kalmamış sol kesimlerin bir araya gelerek “güç” olacaklarını zannetmeleri de bir diğer ortak özelliktir. Oysa, sınıflar kavgasında güç olmanın yolu ideolojik açıdan güçlü olmaktan geçmektedir. Bu yanıyla oportünist, reformist kesimler tarihleri boyunca güçlü olamamışlardır. Eksilerin toplamı artı olmaz, daha büyük eksi olur şeklindeki matematik kuralını anımsatmamız bundandır.

Tasfiyeci solculuğun oluşturduğu birliklerin bir diğer ortak özelliği, bu birliklerin devrimcileri dıştalayarak oluşturulmasıdır. Çünkü, onların hedefi devrim için kurtuluşa kadar savaşmak değil, düzenden icazet dilenmek ve bu amaçla blöf yapmaktır. Devrimciler ise bulundukları her yerde devrime hizmet etmeyen bütün hesapları bozarlar. Oportünist-reformist kesimler bunu iyi bildikleri için devrimcileri kurdukları uyduruk birliklere çağırmazlar bile.

Oportünist, reformist kesimlerin oluşturduğu birliklerin bir özelliği de, halkımızın sol safların birliği özlemini suistimal etmesidir. Halkımız, sol saflarda gördüğü, kendisine “devrimci” diyen bütün kesimlerin düşman karşısında birlik olmasını ister. Bu özlemini dile getirir. Tasfiyeci solculuk, oluşturduğu uyduruk oluşumlarla halkın bu devrimci özlemini de tasfiye eder. Şaşalı açıklamalarla kurdukları bütün birlikler ölü doğduğu için halkı kandırıp oyalamış olurlar.

Bir diğer ortak özellik, bu tür birliklerin tumturaklı laflar, şaşalı açıklamalar ile ilan edilip sessiz sedasız sona erdiği gerçekliğidir. Öyle ki, çoğu kez neden sona erdiğinin açıklaması bile yapılmamıştır. Halka bilgi verme sorumluluğu gösterilmemiştir. Nice birlik kurmuş, ama neden dağıldığına dair tek kelime etmemişlerdir. Kısaca ölü doğan birliklerinin cenazesini bile kaldıracak siyasi cesarete sahip değillerdir.

Bu yanıyla, tasfiyeci solculuğun tarihi, aynı zamanda ölü doğan birliklerin mezarlığıdır. Tarihlerine baktığınızda bir çok birlik oluşturdukları ve hiç birisini de yaşatamadıkları, hak ve özgürlük mücadelesi içinde etkili bir sonuç, politik bir kazanım yaratamadıkları görülmektedir.

Neden böyledir? Cevabı açıktır: Devrimci mücadeleyi geliştirmek için olmayan birliklerin ömrü uzun olamaz. Nitekim oportünist, reformist, Kürt milliyetçisi kesimlerin oluşturduğu birliklerin ömrü kısa olmuş ve mücadeleye bir katkı, kazanım sağlamamıştır. Halkı savaş için örgütlememiş, kendileri de devrime yönelmemişlerdir.

Tasfiyeci solculuğun 1970’li yıllardan bu yana oluşturduğu birliklerin belli başlılarına kısaca değineceğiz. Ki tasfiyeciliğin tarihinin, aynı zamanda nasıl birlik mezarlığına dönüştüğü görülebilsin.

 

Tasfiyeci Solculuğun Birlik Anlayışı: Anti-Faşist Görevlerin Tasfiyesine Örtü…

Ülkemiz devrimci hareketinin Mahir, Deniz, İbrahimler’in önderliğinde açığa çıkardığı halkın devrimci potansiyelini örgütlü hale getirmek, 1970’li yılların devrimci görevidir. Ve fakat, hapishanede kalıp çıkanları dahil “eski” kadroların bu tarihsel görevin gereğini yerine getirecek bir durumu yoktur.

Bu süreç devrimci hareketin toparlanmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemdir. Bu toparlanma süreci içinde haliyle “birlik” olgusu gündeme gelir. Ancak, söz konusu birlik ihtiyacı daha çok devrimci hareketin çıkış yaptığı sürecin içinde yer almış “eski” kadroların kendi aralarındaki örgütsel birliği ifade etse de bunda bile başarılı olamamış ve tasfiyeciliğe soyunmuşlardır.

1974 sonunda kimi küçük burjuva aydınlar “Sosyalist Birlik” adında dergi çıkartıp solun birliğini sağlayacakları iddiasında bulundular. Ve elbette başarılı olamadılar. Çünkü solun birliği demek, halk içinde örgütlenip faşizme karşı amansız bir mücadele vermek demekti ve bunlar, küçük-burjuva solcu aydınların başarabileceği işler değildi.

1974 sonrası süreçte TKP/ML-TİKKO, THKO, Halkın Yolu grupları arasında “İhtilalciler Cephesi” ve 1976 yılında Halkın Birliği, Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu grupları arasında “Proleter Devrimcilerin Birliği” adı altında “partileşmeyi” hedefleyen birlikler denendi. Ama bu birlikler içindeki gruplar arasında yaşanan faydacılık, birbirini alt etme, rekabet vb. gibi yaklaşımlar nedeniyle oportünizmin bu türden girişimleri de sonuçsuz kaldı.

THKP-C’nin oluşturduğu büyük potansiyeli örgütleyip birleştirmek tarihsel bir görevdi. Dayılar’ın önderlik ettiği genç Cephelilerin beklentisi de buydu. Ve fakat, “eski”lerin bu tarihsel görevi yerine getirebilecek bir gerçeklik ve tercihleri olmadı. Zira, Cephe kitlesini birleştirip örgütlü hale getirmek her şeyden önce Mahir Hüseyin Ulaş gibi “Kurtuluşa Kadar Savaş” çizgisini somutlamayı gerektiriyordu. “Eski”lerin kaçındığı da buydu. Onlar “birlik” adı altında kendi tekkelerini kurmanın derdinde oldular.

Anti-faşist mücadelenin kızgın bir hal aldığı 1980’lere doğru olan sürecin özelliklerinden birisi de bu süreçte birlik çağrıları enflasyonu yaşanmasıdır.

Bu süreçte sivil faşist saldırılar yoğunlaşmış ve bu saldırılar karşısında anti-faşist mücadele sürecin en önemli görevi haline gelmişti. Birlik çağrıları da işte bu kapsamda şekillenmiştir. Çünkü, birlik sürecin ihtiyacıdır ve gerçekleştirmek, devrimci bir görevdir. Ancak solun yaptığı çağrılar ve kalkıştığı birlik deneyimi bu görevin yerine getirilmesiyle ilgili olmamıştır. Tasfiyeci solculuk için birlik çağrısı yapmak, anti-faşist görevlerin tasfiyesinin örtüsü olmaktan başka bir işlev taşımamıştır.

 

Tasfiyeciliğe Karşı Devrimci Sol

1977 yılına girildiğinde Cephelilerin birliği hala aşılması gereken bir sorun olarak durmaktadır. Elbette, o sürece kadar Cephe potansiyeli ülkenin değişik yerlerinde ve çeşitli biçimlerde bir araya gelip anti-faşist mücadelenin gereklerini yapmaya çalışmaktadır. Ancak ihtiyaç daha büyüktür. İşte bu amaçla bir “Bildirge Platformu” oluşturulur.

“… Nisan 1977’de bu amaçla çeşitli görüşme ve tartışmaların sonucunda bir Bildirge Platformu oluşturulur ve bu adım bir broşürle devrimci kamuoyuna duyurulur. Örneğin bu broşürdeki bölümlerden biri “Devrimci Hareketin Birliği ve Partileşme Süreci” başlığını taşımaktadır. Ama bir süre sonra görülür ki, bu platform, Devrimci Yol tarafından “devrimci hareketin birliği” için değil, THKP-C düşüncelerinin ve bu düşünceyi savunma kararlılığı taşıyan militan kesimlerin tasfiyesi amacıyla kullanılmaya çalışılmaktadır. Tasfiyeye izin vermeyenler ideolojik mücadeleyi öne çıkarırlar. Tasfiyecilik tüm çirkin yöntemleriyle açığa çıkar. Bu sürecin sonunda Devrimci Sol ortaya çıkar. “Birlik” diye başlayan süreç, ayrılıkla sonuçlanmıştır. Ancak ayrılık korkutmaz Devrimci Sol önderlerini. Cephelilerin, Cephe çizgisindeki devrimcilerin birliği artık Devrimci Sol’da, giderek DHKP-C’de sağlanacaktır.”

Devrimci Yol çizgisi ise bugünün Türkiyesi’nde ÖDP, Halkevleri gibi refomist bir çizgiye dönüşmüştür.

Halka yönelik faşist saldırılar karşısında solun birlikte davranması faşist işgallerin kırılması, sivil faşist saldırıların püskürtülmesi için olmazsa olmaz önemdedir. Tabanda bu birliktelik bir biçimiyle oluşturulurken, reformist-oportünist örgüt merkezlerinin esas aldığı sosyal-faşizm, sosyal-emperyalizm anlayışı tabandaki böylesi bir araya gelişleri bile sabote etmeye başladı.

Tasfiyeci solculuk için anti-faşist mücadelenin ihtiyaçları değil, devrimci görevlerin tasfiyesi öncelikliydi. Elbette, görünen yanıyla böyle söylemiyorlardı. Yaldızlı ama işlevsiz programlar hazırlayarak olması gereken eylem ve güç birliklerinden kaçıyorlardı. İşte bu koşullarda gerçekleşen birlik enflasyonuna karşı, solu anti-faşist mücadelenin ihtiyaçlarına cevap verecek devrimci güç ve eylem birliklerine çağıran Devrimci Sol oldu. Tasfiyeci solculuğun benmerkezci ve pratiğe hizmet etmeyen önerilerinin karşısına anti-faşist mücadelenin ihtiyacı olan güç ve eylem birliği anlayışı koyuldu.

 

TKP’nin “Ulusal Demokratik Cephe”si

TKP, Temmuz 1977’de “Ulusal Demokratik Cephe” önerisini gündeme getirdi. Sözde “bütün solu” demokratik bir cephede toplayacaklardı. Ancak yaptıkları açıklamada bile ayrımcılık yapıyor ve önerdikleri bu cephenin aynı zamanda ‘Maocu bozkurtlar’a karşı da mücadele edeceği vurgulanıyordu. Nitekim bu girişimin dönüp dolaşıp geldiği yer, CHP ile ittifak çabası oldu. DİSK adına yapılan açıklamada, UDC’nin TKP ve CHP ekseninde gerçekleştirilmesi dile getirildi. Ve sonuç olarak UDC içinde TKP’den başkasının olmadığı uyduruk bir girişim olarak kaldı. Dönemin TKP genel sekreteri olan Haydar Kutlu, yıllar sonra yaptığı açıklamada UDC önerilerinin altının boş ve gerçek dışı olduğunu itiraf etti.

 

DY’nin Direniş Cephesi

1980’e doğru ilerleyen süreçte Devrimci Yol önderliği de, kendi tasfiyeciliğine uygun “birlik” çağrısı yapmakta gecikmedi. Mahirler’in ortaya koyduğu Kurtuluşa Kadar Savaş stratejisini tasfiye etmekte yeni bir adım oldu DY’nin “Direniş Cephesi” çağrısı. Öncü savaşından, silahlı propagandadan kaçan DY önderliği, bu kaçışını örtbas edebilmek için sihirli bir örtü olarak gördüğü “Direniş Komiteleri ve Cephesi”nin çağrısını yaptı.

DY, mücadelenin gereğini yapmaktan uzağa düşüşünü gizlemek için öneriyordu Direniş Cephesi’ni. Aslında bu önerinin tek bir anlamı vardı: THKP-C düşüncesinin tasfiye edilmesi… Çünkü, bu önerileriyle parti ve savaşanların cephesini oluşturmadan, halkın birleşik cephesinin oluşturulacağını iddia ediyordu DY. Ama bu iddiasının Mahir Çayan’ın çizgisiyle bir ilgisi olmadığı gerçeğini de gizliyordu.

DY tasfiyeciliğinin birlik önerisi olan Direniş Cephesi, içinde DY’den başkası olmayan sonuçsuz bir “birlik” olarak kaldı. Başka türlüsü de olamazdı zaten. Zira, DY’nin benmerkezciliği anti-faşist güçlerin birliğinin önünde bir engeldi.

Devrimci hareketin önerdiği Marksist-Leninist yaklaşım ise oldukça sade ve nettir: Anti-emperyalist, anti-faşist hedeflere yönelmek… Karşı-devrimciler dışında herkesi kapsamak… Bu amaçla güç ve eylem birliği oluşturmak…

Halkı ve devrimi düşünen sadece devrimci hareketti. Diğerleri, oportünizm-reformizmin batağında debelendikçe halktan ve devrimden iyice uzağa düşüyorlardı. İşte, 12 Eylül Amerikancı Faşist darbesine de bu debelenme içinde yakalandılar.

 

PKK ve DY’nin “Yurt Dışı Cephesi”

12 Eylül Amerikancı Faşist cuntası ile halka yönelik saldırılar arttı. Sol’un tasfiye edilip devrimcilerin yok edilmesine yönelik saldırılar yoğunlaştı. Bu tablo içinde, haliyle halk ve sol güçlerin her zamankinden çok daha fazla birliğe ihtiyacı vardı. Ancak, çoğu grup böyle bir ihtiyacı hissetmeden, adeta kendi kendilerini tasfiye ederek mücadele arenasından çekildiler. Mücadele diye bir sorunu olmayanların, elbette birlik diye bir gündemi de olamıyordu. Düne kadar faşizm karşısında kaçak güreşenler, 12 Eylül döneminde mücadelenin görevlerini yerine getirmekten tamamen kaçtılar. Kimileri ricat kararı bile almadan mücadeleden çekildi, kimileri soluğu yurt dışında aldı. Cuntaya vurup faşizme karşı silahlı mücadeleyi tek başına sürdüren, elbette Cephelilerdi.

Cuntaya karşı mücadeleden kaçanların oluşturacağı “birlik” haliyle mücadele dışı bir birliktelik olurdu. Nitekim öyle de oldu ve oportünizm ile Kürt milliyetçiliği yurtdışında birlik konusu etrafında bir araya geldiler.

Onlara göre, cunta karşısında yenilmelerinin nedeni birlik olamayışlarıydı. O halde “birlik” olup cuntaya karşı mücadele edebilirlerdi. Yaşananlara, sorunlara bilimsel yani Marksist-Leninist açıdan bakamayan sol, bir kez daha yanlış bir çözümün peşinden koşarak halkı aldatıp kendi kitlesini oyalamış olacaktı.

Oysa, 12 Eylül karşısında yenilgilerinin sebebi, “birlik” olamayışları değil, yanlış mücadele ve örgütlenme anlayışları, devrime yönelmeyen stratejileriydi. Bunu sorgulamaları gerekirken, “birlik olamadık, ondan yenildik” demek, gerçeklerden kaçmaktı. Bu kaçış içinde oluşturacakları “birlik”ten de halkın ve devrimin hayrına bir sonuç çıkmayacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktu.

12 Eylül karşısında neden yenildiklerinin muhasebesini bile yapmaktan aciz olanların oluşturduğu birlik, FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK DİRENİŞ CEPHESİ (FKBDC) adıyla 1982’de yurt dışında kuruldu. İçinde 10’a yakın örgüt vardı: PKK, DY, Acil, Dev-Savaş, Sosyalist Vatan Partisi (SVP), İşçinin Sesi, TKEP, TKP-B, Türkiye Emekçi Partisi (TEP)…

FKBDC’nin öncülüğünü PKK ve DY yapıyordu. Ki her ikisi de benmerkezciydi. 12 Eylül öncesi DY, kendisini kaf dağının tepesinde görüyor ve kimseyle birlikte olmak istemiyordu. Herkese kendisine tabii olmayı dayatıyordu. Farklı bir açıdan PKK’nin yaptığı da buydu. Öyle ki, Kürdistan’da kendisinin dışında bir güç istemiyor, çalışma yapanlara da saldırıyorlardı. Bu tavırlarıyla sol içi çatışmaların büyümesinden, kan dökülmesinden sorumluydular.

Geçmişin sağlıklı bir muhasebesini yapmadan kurdukları ve “iktidarı alma” gibi şaşalı hedefler koydukları FKBDC fazla yaşamadı. 1984 yılında DY ayrıldığını açıkladı. Çünkü FKBDC’nin kağıt üzerindeki görüşleri bile artık DY için “sol” gelmeye başlamıştı. PKK, SVP ve Acil ise birlikteliği sürdüreceklerini ifade ettiler. Ancak, ne kadar ve nasıl sürdürdüler meçhul kaldı. Zira FKBDC’nin ne zaman sona erdiği açıklanmadı.

 

Sol Birlik…

12 Eylül’ün yurt dışı birlik modasına TKP katılmasa olmazdı zaten. Nitekim, TKP’nin öncülüğünde 1984 yılında yurt dışında Sol Birlik kuruldu. Sol Birlik oluşumunun içinde şu örgütler vardı: TKP (Türkiye Komünist Partisi), TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi), TİP (Türkiye İşçi Partisi), TSİP (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi), TKSP (Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi) ve PKK (Kürdistan Öncü İşçi Partisi)

“Sol Birlik” adıyla kuruldular ama sol adına ne yaptılar denirse, cevabı tarih verir: Hiç… Bir kaç açıklama dışında bir şey yapmadılar. Çünkü, amaç devrim için pratiği örgütlemek değildi. TKP ile TİP’in legalleşme yönelimine bir basamak olmaktan başka bir işlevi olmadı. Bu yüzden kısa süre sonra sol birlik kendi içinde çatırdamaya başladı. Aynı süreçte TKP ve TİP birleşti. Genel başkanları ise Türkiye’ye dönüp teslim oldular. Bu gelişmeler Sol Birlik içindeki kimi grupları rahatsız etti. Bu rahatsızlığı ilk dışa vuran PKK oldu ve sol birlikten ayrıldı.

Ayrılış gerekçesini şöyle açıklıyordu: “… altına imza attıkları program ve kararlara inanmayan, içeriğinden bambaşka şeyler savunan ve tamamıyla farklı bir politika önlerine koymaya başlayan partilerle, buna rağmen birlikte aynı program içinde iş yapıyormuş gibi görünmek bir aldatmaca olurdu.

Bu açıklamada tasfiyeci solculuğun birlik kültürünün özünün vurgulandığını söyleyebiliriz. Ki, o “aldatmaca” başından beri vardı aslında. Tasfiyeci solculuğun bütün birliklerinin özünde aldatmaca, halkı kandırma, kadroları ve kitlesini oyalama vardır. İşte bu aldatmaca, solun birlik kültürünün özünü oluşturur.

 

PKK’nın “Devrimci” Birlik Platformu…

1988 yılının sonuna doğru Devrimci Birlik Platformu kuruldu. PKK, THKP-C Acilciler, DKP, TKP(B), SVP ve 16 Haziran Hareketi bu platform içinde vardır. Vardır ama aslında PKK dışındakilerin mücadele içinde artık pek bir varlığı yoktur. Böyle olduğu içindir ki, bu platform PKK ve ona tabii olmayı kabul edenlerin birliği olarak doğdu. Ama ölü doğdu. Öyle ki, ne zaman sona erdiğine dair bir açıklama bile yapılmadan sona erdi.

Bu platform kendi görevine dair şu açıklamayı yapmıştır. “… 1984’ten bu yana PKK’nin Olağanüstü Bölgede yürüttüğü ulusal kurtuluş mücadelesinin daha aktif desteklenmesi, Türkiye’de geniş boyutlar kazanan kitlesel mücadeleye öncülük edilmesi…”

Bu amaçla; faşizme karşı şiddet kullanılması, hayatın her alanında eylem birliği gerçekleştirilmesi hedeflenir. Ama sadece kağıt üzerinde kalır bunlar. Devrimci Birlik Platformu Mart 1990’da 4. Toplantısı’nı yapar. Bu toplantıya PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan, THKP-C Acilciler Genel Sekreteri Mihraç Ural, DKP Genel Sekreteri İbrahim Seven, TKP(B) Genel Sekreteri Taylan Doğan, SVP temsilcisi Musa İbrahimoğlu ve 16 Haziran Hareketi’nin bölge temsilcisi katılır. Ve DBP, ülkemizde “kurtuluşu sağlayacak tek güç” olarak ifade edilir. Ancak pratiği bu iddiaya uygun olmaz. İddialı açıklamalar yapan bu birlik ne oldu denirse… “Allah’tan başkası bilmiyor” deriz.

 

Kuruçeşme’de “Birlik” Toplantıları…

Kuruçeşme Toplantılar’ı Nisan 1989’da başlamıştır. Bu toplantılarda devrimci mücadelenin sivil toplumculuk eksenine çekilmesinin ideolojik hazırlığı yapılmıştır. Devrimcilik yerine reformizmin, illegalite yerine legalizmin geçirilmesi meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Ki dün FKBDC’de yer alan DY’ciler bu sürecin de içindedirler. Varacakları yer ise ÖDP olacaktır.

Soldaki tasfiyecilik bu toplantılarda formüle edilip teorileştirilmiş oldu. Bütün tartışmalarının özeti, sivil toplumculuğu esas alıp devrimciliği tasfiyeye kalkışan bir yasal parti kurmaktı. Kısaca, tasfiyeci solcular birlik içinde ‘devrimi nasıl tasfiye ederiz’in tartışmalarını yaptılar burada…

 

“Solun Birliği” İddiasıyla Kurulup Kendi Birliğini Bile Koruyamayan Parti: ÖDP

“Aşkın ve devrimin partisi” olarak reklam edilen ÖDP, 1996 yılında kuruldu. 10 kadar reformist, oportünist grubun bir araya gelmesiyle oluşan ÖDP ile solun birliğini sağladıklarını iddia ediyorlardı. Oysa düzen içileşmek için can atan başta DY, TKP, KSD, TKEP… gibi grupların birliğiydi söz konusu olan.

Bu haliyle, düzen içileşmenin en pespaye hallerini somutlayan ÖDP bırakın solun birliğini sağlamayı, süreç içinde kendi birliğini bile koruyamadı. DY’ciler dışındakiler zaman içinde ÖDP içinden teker teker ayrıldılar. 2000’li yıllara gelindiğinde ÖDP’nin içinde eski DY’cilerden başkası kalmadı.

 

Devrimci Demokratik Güç Birliği

PKK, TKEP, MLSPB, TKP-Kıvılcım, TKP/ML Hareketi, TDP, Devrimci Partizan tarafından 1993’te Devrimci Demokratik Güç Birliği oluşturuldu. Devrimci mücadelenin ihtiyacı böyle bir “birlik” değildi. Bu nedenle, benzer örnekleri gibi ölü doğduğu için fazla yaşamadı. Asıl olarak, PKK’nin 1992’de ilan ettiği “tek taraflı ateşkes” politikasına “güç” verme amacıyla oluşturulduğu için izi bile kalmadan sona erdi. Sahipleri bir açıklama yapmadığı için ne zaman sona erdiği de bilinmiyor.

 

Kuzey Kürdistan Ulusal Demokratik Cephe Platformu

1993 yılında, PKK adına Abdullah Öcalan ile TKSP (Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi) adına Kemal Burkay arasında, Kuzey Kürdistan Ulusal Demokratik Cephe Platformu için protokol imzalandı. PKK bir yandan oligarşiye karşı ateşkes ilan ederken, diğer yandan da ne kadar Kürt milliyetçi örgütlenme varsa bunları çevresinde toparlamaya çalışıyordu.

Bu çerçevede PDK-Hevgırtın (Kürdistan Demokrat Partisi), KAWA (Kürdistan Proletarya Birliği), KKP (Kürdistan Komünist Partisi), PİK (Kürdistan İslam Partisi), PRNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Partisi), PKK, PRK Rızgari (Kürdistan Kurtuluş Partisi), PSK (Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi), KUK-RNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları), TSK (Kürdistan Sosyalist Hareketi) ve YEKBÜN (Kürdistan Birleşik Halk Partisi) tarafından Kuzey Kürdistan Ulusal Demokratik Cephe Platformu (KKUDCP) oluşturuldu.

KKUDCP’nun açıklamasında şöyle deniyordu: “… TC’nin mevcut tutumunu sürdürmesi halinde, halkımızın tepkisinin çok daha büyük olacağını, ülke sathında daha geniş boyutlu topyekün direnişi ve savaşı yükseltmek durumunda kalacağımızı ifade ediyoruz.”

Peki ne oldu? Cevap: Çok değil, bir yıl sonra 1994 sonlarına gelindiğinde bu birliğin de işlevsiz olduğu taraflarca itiraf edilmeye başlandı. Ardından bu birlik de sessiz sedasız sona erdi.

 

PKK’nin Birleşik Devrimci Güçler Platformu

PKK, TKP(ML), MLKP, DHP, TDP, TKP/ML, TKP/Kıvılcım ve Darbeci hainler tarafından Haziran 1998’de Birleşik Devrimci Güçler Platformu (BDGP) oluşturuldu.

BDGP, Kürt milliyetçi haraketin oligarşi karşısında solu bir tehdit unsuru olarak kendisine yedekleyerek blöf yapma çabasının ürünü olarak kurulmuştur. Kurulma biçimi ve içeriğinin devrim ve devrimcilerle bir ilgisi olmadı. Öyle ki, BDGB’nin temel özelliklerinden birisini de Cepheye karşı darbeci hainlerin var edilmesi çabası oluşturmuştur.

BDGP programında devrim hedefinden bahsedilse de, aynı günlerde Avrupa’da bulunan Öcalan, PKK adına düzen içinde yer almayı hedefleyen 8 maddelik bir program açıklamıştı. BDGP’yi oluşturan gruplar bunun üzerine “bizimle devrimi hedefleme üzerine ittifak kurmuştunuz, ama şimdi düzen içi taleplerde bulunuyorsunuz” sorusunu bile soramadılar. Birleşik Devrimci Güçler Platformu’ndan ne kaldı geriye derseniz, tarihin cevabı kirlenme ve düzen içileşme olacaktır…

 

Seçimlik Birlikler Üzerine…

1991 seçimlerinde, söylemde radikal ama özünde reformist birçok grup, ‘Devrimci Seçim Bloku’nu oluşturdular. “Blok” içinde; Emeğin Bayrağı, Özgürlük Dünyası, Emek, Komün, Gelenek, Newroz, Kurtuluş (KSD) gibi çevreler yer alıyordu. Sözkonusu seçim blokunun devrimcilik ile elbette bir ilgisi yoktu. Bu ve benzeri seçim blokları bundan sonra da oluşturulacak, önderliğini de Kürt milliyetçi hareket yapacaktı.

Ve böylece, “Emek Barış Özgürlük Bloku”, “Demokrasi ve Barış Bloku” gibi adlar verilen birlikler oluşturuldu. Bunlar “seçimlik” birliklerdi.

Seçimlik olan bu tür birliktelikler aslında düzen içileşmenin adımlarını oluşturuyor, oligarşiye bu mesajı veriyordu. İddialı açıklamaların bir önemi yoktu. Belirleyici olan oligarşiden icazet dilenen, düzen içileşen solun yönelimiydi. Bu çerçevede, başını Kürt milliyetçilerinin çektiği bir çok seçimlik “birlik” oluşturulmuştur. Örneğin; 1995 seçimleri ve “Barış Bloku” ve sonrasındaki benzer “blok”lar hep böyle olmuştur.

Bu tür seçimlik birliklerin hepsine ayrı ayrı değinmeyeceğiz. Ki PKK’li Mustafa KARASU’nun şu sözleri bu tür ittifakların çerçevesini açık biçimde somutlamaktadır:

“… Liberal partilerden, sol ve sosyalist güçlere kadar HADEP’in de içinde olduğu geniş bir ittifak öncelikli düşünülebilir. Eğer bu olmayacaksa da, HADEP’in öncülük yaparak sol ve sosyalist güçleri etrafına toparlaması tercih edilmelidir. HADEP bir demokrasi hareketinin motoru olur ve ciddi bir biçimde çalışırsa, baraj sorunu diye bir sorun ortaya çıkmaz…” (Özgür Politika, 17 Ağustos 2002)

Kürt milliyetçilerinin önderlik ettiği bu tür seçimlik birliklerin özü budur: Düzen içileşmenin, düzenden icazet dilenmenin motoru olmak… 1990’lı yıllardan bu yana böylesi bloklar oluşturarak demokrasicilik oyununu ne kadar içselleştirdiklerini gösterdiler. Kendilerini düzene bağlayan bu zincirin “son” halkası olan HDP projesi de bundan öte değildir. Devrimi, devrimciliği tasfiye ederek solu düzene bağlamanın girişimidir bu “proje”.

Bu proje de yeterli gelmemiş olacak ki, HDP içinde yer almayan ÖDP, Halkevleri, TKP gibi kesimlerle “Güç Birliği” oluşturdular. Sonuç değişmeyecektir. Çünkü, devrim için olmayan birlikler, halkın hak ve özgürlük mücadelesine hizmet etmeyecek ve bir süre sonra dağılıp gidecektir. “Faşizme ve OHAL’e karşı Emek ve Demokrasi için Güç Birliği”nin kaçınılmaz sonu da budur. Bu bir kehanet değil, yukarıda özetlemeye çalıştığımız tarihsel tecrübenin gösterdiği gerçektir…

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.