Örnek Resim

Anasayfa > GÜNDEM > Ülkemizdeki OHAL Uygulamaları-4

Ülkemizdeki OHAL Uygulamaları-4
Son Güncellenme : 04 Eyl 2016 21:48

KÜRDİSTAN’DA 24 YILLIK OHAL BİLANÇOSU, ÜLKE GENELİNDE OHAL SÜRECİNDEKİ  KONTRGERİLLA FAALİYETLERİ

19-26 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş Katliamı’ndan sonra 26 Aralık 1978 tarihinde 13 ilde (Adana, Ankara, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Sivas, Şanlıurfa) sıkıyönetim ilan edildi. 12 Eylül 1980 darbesinde ülke genelinde 19 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş durumdaydı. 15 Ağustos 1984’de PKK eylem ve baskınları gerekçe gösterilerek bölgede sıkıyönetimin devam etmesine karar verildi. Sıkıyönetim uygulamalarının aşama aşama kaldırıldığı ülkemizde 19 Temmuz 1987 tarihinden itibaren Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van’da OHAL ilan edildi.

Bu bölgelerde Aralık 1978’den itibaren devam eden sıkıyönetimin yerini OHAL almış oldu.

Sıkıyönetim döneminde PKK karşı köylerini koruma amaçlı 40 köy korucusu ile başlayan ve OHAL’in uygulandığı yıllarda sayıları 67 bine ulaşan koruculuk sistemi devletin milis örgütlenmesi, dünyada diğer faşist ülkelerde olduğu gibi, ölüm mangaları olarak kullanıldı.

 

Kürdistan’da OHAL Uygulamaları ve Sonuçları

OHAL; ilk olarak Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van’da uygulanmaya başlandı. 6 Mayıs 1990’dan itibaren Batman ve Şırnak’ın il olmalarıyla birlikte OHAL uygulanan il sayısı 13’e çıktı.

OHAL bölgelerinde Jandarma Komutanlığı tarafından kurulan ve “terörle mücadele” kapsamında faaliyet yürütme amaçlı kurulan JİTEM, Kürdistan’da yaşanan süreci anlatırken sık sık karşımıza çıkacak olan bir kontrgerilla örgütlenmesidir.

Jandarma Komutanlığı’na bağlı bu kontrgerilla örgütlenmesi 1987 yılında OHAL bölgesinin ortaya çıkışıyla kurulmuştur.

Varlığı reddedilen JİTEM ile ilgili Jandarma Genel Komutanı Teoman, Koman Jandarma teşkilatı içinde JİTEM adıyla yasal veya yasa dışı bir örgüt kurulmadığını savunup, ancak jandarma dışında bu ismi kullanarak kanunsuz işler yapan bir grubun olduğunu eklese de, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 27 Ağustos 1987 tarihinde, Binbaşı Arif Doğan tarafından kurulan JİTEM’in varlığı devlet tarafından kabul edilmek zorunda kalındı.

 

1987-2002 arası Kürdistan’da OHAL uygulamaları sonucu ortaya çıkan bilanço:

– 1275 kişi OHAL Valiliği’nin yetkisi kapsamında olan yerleşim birimlerinde işkence ve kötü muamele gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu. Bu suçlardan 1177’si hakkında soruşturma başlatıldı

– OHAL’in devam ettiği süre boyunca 55 bin 371 kişi gözaltına alındı…

– 4 bin 799 kişi hüküm giydi…

– 1131 çocuk yargılandı…

– 201 çocuk tutuklanıp cezaevine gönderildi.

– 4 bin yerleşim birimi boşaltıldı, 3 milyonun üzerinde insan zorla göç ettirildi…

– 1017 kamu görevlisi hakkında 296 dava açıldı. Bu davalardan 60’ı mahkumiyetle sonuçlanırken 56’sına verilen ceza ertelendi.

– OHAL süresince 55 bin 371 kişi gözaltına alındı. Bunlardan; 42 bin 795 kişi yargılandı ve bu sanıklardan 4799’u hüküm giydi.

– 4 binin üzerinde korucu; öldürmeden gaspa, köy yakmadan tecavüze kadar yüzlerce suça karıştı.

– Dernek ve vakıflar kapatıldı. Radyo ve televizyon yayınları yasaklandı. Kitaplar, filmler bölgeye sokulmadı.

– Sayıları hala belirsiz kayıplar, faili meçhul cinayetler…

 

Türkiye Genelinde OHAL ve Jitem Faaliyetleri
Kayıplar

87’den sonra başta İstanbul gibi büyük kentler olmak üzere, şehirlerde Devrimci Sol’un önderliğinde ekonomik-demokratik mücadelenin yükselmeye başlaması, oligarşiyi şehirlerde de yeni önlemler almaya sevketti. Halka baskı ve saldırılar yoğunlaşmaya başladı. 90’da Devrimci Sol’un atılımı ve silahlı savaşı tüm ülkeye yaymasıyla, kontrgerilla da buna göre yeniden kendini biçimlendirerek yeni yöntemlere başvurmaya başladı.

Ülkenin tümü kontrgerillanın faaliyet alanı haline geldi. Özel Tim, ölüm mangaları tüm illere yayıldı. JİTEM, OHAL bölgesiyle sınırlı kalmayarak faaliyet alanını tüm ülkeye yaydı.

3713 sayılı faşist terör yasasıyla halk “terörist” ilan edilirken tüm ülke kapalı cezaevine dönüştürüldü. Gözaltında “kayıplar”, “faili meç-hul”ler halkı sindirmenin yeni yöntemleri olarak uygulamaya sokuldu.

14 Mart 1991 Devrimci Sol Savaşçısı Yusuf Erişti ile birlikte başlayan kontrgerillanın “kayıp” politikası, ilerleyen yıllarda hem Kürdistan’da hem de ülkemizin her tarafında baskı ve korkuyu yaymanın, halkı sindirmenin bir yöntemi olarak kullanıldı.

Yusuf Erişti’den sonra kaybedilen Devrimci Sol ve Parti Cepheliler:

Soner GÜL (4 Mayıs 1992)

Hüsamettin YAMAN (4 Mayıs 1992)

Ayhan EFEOĞLU (6 Ekim 1992)

Erdoğan ŞAKAR (13 Ağustos 1993)

Ali EFEOĞLU (5 Ocak 1994)

Recep GÜLER (Mayıs 1994)

Lütfiye KAÇAR (5 Ekim 1994)

İsmail BAHÇECİ (21 Aralık 1994)

Ayşenur ŞİMŞEK (24 Ocak 1995)

Düzgün TEKİN (21 Ekim 1995)

 

İnfazlar

Kontrgerilla, 90’da Devrimci Sol’un Silahlı Devrimci Birlikler’le silahlı mücadeleyi yükselterek atılıma geçmesi ve silahlı mücadeleyi İstanbul dışındaki kentlerde de yaygınlaştırmaya başlamasıyla Devrimci Sol üye ve savaşçılarına karşı ülkenin her yanında imha politikası uygulamaya karar vermişti.

Mehmet Ağar (Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü) “teröristlere onların anladıkları dilden cevap verilmelidir” diyerek, infaz ve katliamların bir devlet politikası olduğunun altını çiziyordu.

İnfaz timlerinin İstanbul ve İstanbul dışı şehirlerde devrimcilere yönelik katliamları:

– 9 Nisan 1991 İzmir’de Devrimci Sol savaşçıları Faruk Bayraktar ve Olcay Uzun katledildi.

– 12 Temmuz 1991’de 10 Devrimci Sol savaşçı ve önder kadrosu katledildi.

– 16-17 Nisan 1992’de Devrimci Sol Merkez Komite üyeleri Sabahat KARATAŞ ve Sinan KUKUL’la birlikte Ahmet Fazıl Ercüment ÖZDEMİR, Eda YÜKSEL, Taşkın USTA, Arif ÖNGEL, Şadan ÖNGEL, Hüseyin KILIÇ, Satı TAŞ (KILIÇ), Ayşe Nil ERGEN ve Ayşe GÜLEN’i katletti.

Ayrıca Perpa, Hasköy, Beylerbeyi, Bahçelievler, Beşiktaş, Gaziosmanpaşa, Hasköy katliamları gibi Devrimci Sol’a ve Tuzla, Hasanpaşa, Mahmutbey gibi farklı devrimci örgütlere yönelik toplam 11 ayrı katliamı, sayıları 70 civarında olan ölüm mangaları gerçekleştirmiştir.

 

Hapishaneler

Oligarşinin “zindancılık” anlayışı üzerine kurulan hapishaneler politikası özellikle 12 Eylül darbesinden sonra devrimcileri teslim almaya yönelik saldırı, katliam ve her türlü hak kısıtlamaları ile günümüze kadar devam etmiştir. Türkiye’de devrimciler var olduğu günden bugüne düşmanla devrimciler arasında yaşanan bir irade savaşına dönüşmüştür hapishaneler. Bu irade savaşında ölerek, savaşarak kendi iradelerinden vaz geçmeyen devrimci tutsaklar her daim bu savaşın galibi olmuşlardır. Düşmana karşı savaşın içeride de dışarda da farklı olmadığını kendi bedenlerini ölüme yatırarak, yoldaşlarının önüne siper ederek, bedenlerini yanan meşalelere çevirerek göstermişlerdir.

Düşmanın hapishaneleri birer “zindana” çevirmek isteği 12 Eylül’le birlikte, yasal bir zeminde katlanarak devam etmiştir.

Tek tip elbise dayatmaları ile teslim alınmak istenen tutsaklar ölümü de içine alan bir programla direnecek, ya da 12 Eylül cuntasının istediği biçimde olacaktı. Bu saldırıyı Devrimci Sol tutsakları Ölüm Orucu ve açlık grevleriyle püskürttü. Ölüm Orucu’nda 4 şehit verdi.

Hapishanelerde 90’lı yıllar ülkemizin genel tablosundan farklı değildir. Devrimciler hapishanelerde teslim alınırsa, tutsakların dışarıya taşıdığı devrimci moral ve dinamizim de yok edilecekti.

Ülke genelinde OHAL yetkileri ile donatılmış ölüm mangaları, kontrgerilla timleri hapishanelerde tutsaklara saldırırken, tutsaklarımız barikatlara direnişe geçtiler.

 

Buca Katliamı

Buca’da dört DHKP-C’li tutsağın özgürlük eyleminin ardından başlayan saldırı ve hak gasplarına, tutsaklar direnişle karşılık verdi ve koğuş kapılarının arkasına barikatlar kurarak çatışmaya başladı.

Barikatları yaran düşman açık bir katliama girişti. Tutsaklar koğuştan çekilip çıkartılıyor ve vahşet maltada sürüyordu. Tutsaklar, Uğur Sarıaslan, Turan Kılıç ve Yusuf Bağ’ı şehit verdi ama direniş devam etti.

Buca Katliamı “Buca’nın hesabını sormak, siyasal kimliğe karşı girişilen saldırıyı püskürtmek ve tabutlukların kapatılması” için bir Genel Direniş’e dönüştü.

Genel Direniş tam bir siyasal zaferle, hapishaneler özelinde hakların kazanılmasıyla 44. günde sona erdi.

 

Ümraniye Katliamı

13 Aralık 1995’de düşmanın teslim alma saldırısına karşılık devrimci tutsaklar barikatlarda göğüs göğüse çarpışarak düşmanı püskürttü.

Bunun ardından 4 Ocak 1996 yılında düşman hile ile koğuşlara girerek DHKP-C’li Abdülmecit Seçkin, Orhan Özen, Rıza Boybaş, Gültekin Beyhan’ı katletti ve onlarca tutsağı ağır şekilde yaraladı.

Hapishanelere yönelik katliam ve saldırılar Ölüm Orucu direnişi ile püskürtülüyor

Düşman, tutsakları teslim almak için on yıllardır olduğu gibi “hücre tipi”yle saldırıya geçti.

1996 Yılında 69 gün süren ve 12 şehit verilen Ölüm Orucu direnişimiz düşmanın saldırılarını püskürterek zaferle sonuçlandı.

devam edecek…

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Adres:Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Billurcu Sokak No: 20/2 BEYOĞLU-İSTANBUL Tel: +90(212)536 93 44 Fax: +90(212)536 93 45 E-mail: info@yuruyus.com
CopyLEFT Yürüyüş Dergisi 2004-2014 | İnternet Sayfamız özgür yazılım araçları kullanılarak kodlanmıştır.